dex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dex etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2015 Cuma

Kitap Yorumu: A Court of Thorns and Roses - Sarah J. Maas


The Iron Fey serisinden sonra genç yetişkin edebiyatı içinde şöyle güzel bir peri temalı kitap okuma fırsatı hiç bulamadım. Zaten karşıma çıkmadı da. Julie Kagawa'nın Talon'da yarattığı hayal kırıklığından sonra genç yetişkin türü içinde, çok merak ettiğim yeni kitapları okumaya bile korkar olmuştum açıkçası. Zira hâlâ o hayal kırıklığını hatırladıkça içim sızlar. Her neyse, Sarah J. Maas biliyorsunuz ki Türkçeye de çevrilen Cam Şato'nun yazarı. Cam Şato kütüphanemde duruyor uzun zamandır fakat henüz okumadım. O yüzden bu benim ilk Maas kitabım olacaktı. Esasen konu ilgimi çekmesine rağmen yukarıdaki nedenlerden ötürü okumak niyetinde değildim lakin Sevgili Kitap'ın feci etkili ısrarlarına dayanamadım. Neyse ki hiç pişman etmedi bu kitap beni.

Kitabın türüne genç yetişkin dedim ama pek çok genç yetişkin kitabından daha karanlık ve daha olgun. O yüzden Goodreads'de bir sürü okur, kitabı new adult, yani yeni yetişkin kategorisine sokmuş. Bir nevi haklılar aslında, bir yandan da değiller. Bana göre bu kitap tam ikisinin arasında, çok iyi bir yerde duruyor. Ve kitabın o normal genç yetişkinlerden çok daha karanlık havasını ve daha mantıklı, daha olgun karakterlerini sevdim ben. Tüm bunlar ve kitabın kurgusu harika bir okuma süreci yarattı, zevkle okudum kitabı. Hiç sıkılmadan, hiç bırakma isteği duymadan...

A Court of Thorn and Roses aslında günümüzün popüler teması retelling, yani masalların yeniden uyarlanmasına selam çakanlardan. Bunu belki gözünüze soka soka yapmıyor ama hangi masala göndermeleri olduğunu anlıyorsunuz ister istemez.

25 Ocak 2015 Pazar

Kitap Yorumu: Büyü Ustası - Maria V. Snyder


Zehir Ustası'nın devam kitabı Büyü Ustası'nı aslen ilk kitabın hemen ardından okumayı düşlüyordum. Fakat yine kader ağlarını ördü ve ben bu kitabı sündüre sündüre okumak zorunda kaldım. Böyle uzun zamana yayılan kitaplardan zevk almadığımı her seferinde söylüyorum ama özellikle son zamanlarda bu tür hadiseleri çokça yaşar oldum ve zannettiğim aksine böyle okuduğum kitaplardan da zevk alabildiğimi fark ettim.

Hakkında hiçbir şey bilmediğim kitapları daha bir seviyorum yahu! Zehir Ustası'nı okuduktan sonra devam kitaplarını hiç kurcalamadım, hakkında bir şeyler okumadım. Zaten kitaplar elimde vardı, o yüzden direkt olarak okurum diye düşündüm herhalde. Öyle olunca, devamında ne olup biteceği konusunda hiç fikrim yoktu. Sadece Yelena'nın Sitia'ya gittiğini biliyordum. (İtiraf ediyorum ki, bazen arkadaki tanıtım yazılarını bile okumuyorum.) Yani yaşanan her olay benim için sürpriz oldu.

Öncelikle Büyü Ustası'ndan önce kendinizi Valek'siz yaklaşık 200 küsür sayfaya hazırlayın. Genç yetişkin edebiyatının (bu tür meselesini de hâlâ düşünüyorum) en olgun ve karizmatik adamlarından Valek, Ixia'da kaldığı için Yelena bir süre onu göremiyor. Dolayısıyla biz de okuyamıyoruz. Ama bu kitabın gidişatını etkiliyor mu? Tabii ki hayır! Yelena gibi bir karakter dururken, Valek'i ne kadar özlesem de, "Ayy hadi gelse artık da kitap canlansa!" diye bir cümlenin ağzımdan çıkması imkânsız. Yelena'nın yıllardır aradığım kadın karakter olduğunu Zehir Ustası yazımda söylemiştim. Bu kitapta da iddialarımı sağlamlaştırıyor.

9 Aralık 2014 Salı

Kitap Yorumu: Zehir Ustası - Maria V. Snyder


İlk defa bir yoruma "Allahallahallah!" nidalarıyla girmek istiyorum. Feci heyecanlanıyorum; ne yazacağımı kestiremiyorum, parmaklarımın yapacağı şeylerden korkuyorum. Evet, Zehir Ustası'nı -sonunda- okudum. Mübalağayla birlikte yıllardır kitaplığımda bekliyordu serinin diğer kitaplarıyla beraber. Ne olmuş bitmiş bilmiyorum: Bir zamanların en çok okumak istediğim kitaplarındandı. Seriyi yayınevine bizzat ben önermiştim. (Hani alkış?) Sonra arada kaynamış kalmış öyle. Aslında iyi de olmuş. İlaç gibi geldi bana! Art arda ortalama ve altı kitaplar okuyunca Zehir Ustası adeta imdadıma yetişti, sardı sarmaladı beni.

Önce şöyle kısaca bir konuyu anlatayım, sonra fangirl duygularımın dizginini bırakırım. Kitabın anlatıcısı Yelena, idamını bir yıla yakındır bekleyen bir mahkûm. Cinayetten hüküm giymiş olan Yelena'ya çeşnicilik teklif ediliyor. Yani, ya idamı seçecek ya da Ixia'nın komutanının yemeklerinde zehir var mı yok mu diye kontrol edecek. Hayatta kalma içgüdüsü galip gelen Yelena teklifi kabul ediyor. Böylece komutanın başmuhafızı Valek'in ona vereceği zorlu eğitime başlamış oluyor.

Ixia ile ilgili biraz konuşmak istiyorum; çünkü Maria V. Snyder'ın kurguladığı bu ülke bir hayli dikkatimi cezbetti. Önceden krallıkla yönetilen ülke, Komutan Ambrose'un yönetime el koyup kralı ve tüm ailesini ortadan kaldırmasıyla askeri yönetime geçmiş. Ülke bölgelere ayrılmış ve her bölgeye bir komutan atanmış. Davranış Yönetmeliği adlı bir yasalar topluluğu oluşturulmuş ve bu yasaların dışına çıkılması kat'î suretle yasaklanmış. Yeni askeri düzenin hem iyi hem de kötü yanları olduğunu gördüm ben. Monarşiye göre daha insancıl mesela. Hizmetlilere köle muamelesi yapılmaması dikkatimi çekti. İşlerini bitirdikleri sürece kendilerine zaman ayırabiliyorlar. Ancak yasaların yaptırımı çok fazla. En ufak bir merhamet göstergesi bile kabul edilmiyor. Bunun yanında Komutan'ın tavırları beni okurken oldukça şaşırtmıştı. Oldukça duyarlı bir yönetici. Belli başlı kuralları ve korkuları var. Örneğin, büyüye tahammül edemiyor; onun dışında beklenmedik kadar iyi bir karakter olarak lanse edilmiş. Sonradan ortaya çıkan sırrı ise beni hem şok etti, hem de çok sevindirdi. Yazarın bu ters köşesi koltuklarımı kabarttı açıkçası.

14 Ağustos 2014 Perşembe

30. ÜKG Blog Turu: Duvarların Dili Olsa - Alice Clayton



 
Bazen duvarlar o kadar incedir ki tutku aradan sızıverir. "Ah, tanrım."
Tak.
"Ah, aaahhh."
Tak tak.
Neler oluy...
"Oh, aahh, çok iyi!"

Caroline, San Francisco'daki yeni dairesinde ilk uykusundan işte böyle uyandı. Çapkın komşusunun adeta küçük bir haremi vardı. Her gece başka bir kadınla, Caroline'ın yatak başındaki tabloyu kafasına düşürecek kadar hızla duvarları gümbürdetiyordu. Hatta Caroline'ın kedisi Clive bile bu seslere kayıtsız kalamamış, düz duvara tırmanmaya başlamıştı. Artık uyku haramdı. Kapı deliğinde nöbet tutmasına rağmen bu gizemli adamın neye benzediğini bir türlü göremiyor, meraktan ve sinirden çıldırıyordu. En sonunda, bir gece, bu tantanaya daha fazla dayanamayıp hışımla adamın kapısını çaldı. İlk görüşte aşk, hiç bu kadar eğlenceli, komik ve tutkulu yazılmamıştı…


"Çıtır çerezlik kitap nedir?" diye sorulsa cevabım Duvarların Dili Olsa/Wallbanger olur. Şimdi efendim, kitabı uzun zamandır bilmeme rağmen hiç doğru düzgün ilgimi çekmemişti. Malum, türden bir hayli soğumuş biri olarak "Aman benden uzak dursun" diyerek yanına bile yanaşmamıştım. Tur kitabımız olmasına kısmetmiş.

Bu yorumu "yetişkin romanstan soğuyan bir okur" gözüyle yazıyorum. Öncelikle kitap sanıldığı gibi eğlenceli. Benden geçer puan almasının ilk sebebi bu. Ancak sürekli sırıttıran türde bir eğlenceli kavramı değil bu bahsettiğim. Sıkmayan, ama çok bir şey de vermeyen bir eğlence. İkinci artısı da türünün kitaplarının aksine entrikadan falan uzak olması. Romantik-komedi diyebiliriz belki kitaba. Biraz daha on sekiz yaş üstü versiyonu. 

28 Mayıs 2014 Çarşamba

25. ÜKG Blog Turu: Bela - Sally Green


Tur Takvimi:
27.05 | Kitap Esintisi - Yorum
27.05 | Yorumbaz - Yorum
28.05 | Sevgili Kitap - Yorum & Okuyucu Testi
28.05 | Kitab-ı Sevda - Yorum
28.05 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Yorum


Sen bir cadısın, yarı Ak, yarı Kara. Okuyamıyor, yazamıyorsun ama iyileşiyorsun hızla. Karanlık çökünce kapalı bir yerde kalırsan hasta oluyorsun. Annalise'e çok âşıksın ama Ak Cadılardan nefret ediyorsun. On dört yaşından beri bir kafesin içinde tutsaksın. Kaçmalı ve o korkunç, katil babanı bulmalısın. Bunu başarmalısın, on yedinci yaş gününden önce hem de. Çünkü sen yok edilmesi gereken bir Bela'sın.
"Karanlık ve tüyler ürperticibir hikaye, unutulmaz bir anakarakter."
-Publishers Weekly-
"İyiyle kötünün sınırlarını zorlayan,korkutucu ve çarpıcı bir kitap. Nathan'ınhayatta kalma savaşı incecik bir ipin ucunda -üstelik bu daha başlangıç."
-Booklist-
"Fazlasıyla iyi ve tehlikeli bir şekilde bağımlılık yapıcı."
-Time-

23 Mart 2014 Pazar

23. ÜKG Blog Turu: Kocan Kadar Konuş - Şebnem Burcuoğlu




“Türkiye’de kadınların DNA’larına kodlanmış olan evlenme
saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. ‘Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş’ atasözü, anneannem Peyker’in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.
Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30’una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!”
Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hmm. Anlaşıldı.
Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden
çok var –ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi.
Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşınkankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.
Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…

Oldukça talihsiz bir dönemde olan ben çok merak ettiğim bu kitabı, çok sevgili kargo sağ olsun elime ulaşamadığından, okuyamadım. Bu yüzden kendime acıma kısmını bırakıp sizi kitabın ön okumasına davet ediyorum.

8 Mart 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Bir Sır Saklı İçimde - Julie Berry


Bir Sır Saklı İçimde'yi bir süredir merakla bekliyordum. Ne kadar fantastik ya da çağdaş kitaplara merakım olsa da bu türde kitapları da sevdiğimi arada bir kendime hatırlatmam gerek. İnsanı derinden etkileyecek, asla unutulmayacak türde kitapları yani.

Kapağına falan aldanmamak gerek. Ben de elimde gezdirirken tipik genç yetişkin paranormal romanı sanılmasına ve burun kıvrılmasına tanık oldum. Ama bu kitap kapağından çok daha fazlası. Tabii yorum yapmam gerekirse ben kapaktaki ağız detayını çok sevdim.

Judith, yıllarca bir adam tarafından esir olarak tutulmuş bir kız. Orada pek çok şeye tanık olduktan sonra birgün evine, kasabasına geri dönüyor. Ama orada olanları anlatamayacak biçimde. Hayatının iki senesinin çalınmış olması yetmezmiş gibi konuşma gücü de elinden alınmış olarak.

Zaten çok konuşkan bir kız değildi Judith. Ancak artık bildiği bir şeyler var. İnsanların ona takındığı tavır, öz annesinin bile onu kafasında koyduğu yer korkunç. Judith varlığı ve yokluğu hiçbir şey ifade etmeyen bir insana dönüşüyor. O kadar yaşanmışlığın arasında da aklını en çok meşgul eden şey çocukluk aşkı Lucas.

29 Ocak 2014 Çarşamba

Kitap Yorumu: Ölümcül Merhamet - Robin LaFevers


Böyle bir dönem okumaya başlayıp yarım kitapların ne kadar iyi olduğunu görünce kendime nasıl sövüyorum anlatamam. Ama her kitabın zamanı cidden var galiba. O dönem okusam sevemeyeceğim bir kitap olabilir Ölümcül Merhamet. Gününü beklemiştir belki.Gelince de beni kendine hayran bırakmıştır hemen.

İlk başta söylemem gerekir ki, çoğu kitapta olduğu gibi Ölümcül Merhamet'i okumadan önce de yanlış izlenimlere kapılmışım. Kötü anlamda değil elbette ama insan konuyu görünce kafasında ister istemez bir şeyler şekillendirir ya; benimki bayağı farklı bir şeydi.

 Assassin yani Suikastçi olayını çok severim. Ama öyle bir sevmek değil bu. Kadın Suikastçiler'e küçüklükten beri âşığım. Küçükken bir ara, elimde annemin şişleriyle adam öldürme taktiklerini çalıştığımı bile bilirim. Hattâ bir ara bu konuyla ilgili bir şeyler yazmaya kalkışmıştım. O konulara hiç girmeyelim şimdi. Anlayacağınız benim uzun zamandır ilgimi çeken bir konu bu ve hakkında yazılmış adam gibi eser bulamıyordum. Ölümcül Merhamet'i görünce balıklama dalışa geçmem bu yüzdendi. Geçtiğimiz günlerde önümde 14 saate yakın bir otobüs yolculuğu görününce 50 sayfasını bile okumadan elimden bıraktığımı hatırlayıp çantama atıverdim. İyi ki de yapmışım. O işkence gibi yolculuğu katlanılır kıldı kitap.

Hani otobüste saat 8 oldu mu ışıklar kapanır, herkes uyku moduna geçer, televizyonlar açılır falan. Ben arkamdaki adamın bana sövdüğünü bile bile okuma ışığımı açtım ve saatlerce kitabın içine gömdüm kendimi. Kapağını bile kapatamadım. Molalarda kapatmak zorunda kaldığımda içimde burukluk oluştu. Gerçekten günümü kurtaran şeydi ve minnettarım Robin LeFevers'e. Aradığım kitabı değil belki ama ona yakın bir şeyi yazmış benim için.

Kendi derdimi anlatmak kitabı anlatamadım. Şimdiye kadar bir tek suikastçi kısmını aktarabilmişim. Daha fazla kelimelerin içinde kendimi kaybetmeden başlayayım en iyisi.

14 Ocak 2014 Salı

ÜKG Kapak Tanıtımı: Acıtan Güzellik - Georgia Cates


ÜKG 5.kez Kapak Tanıtımı postuyla karşınızda!
Facebook sayfamızı takip edenler, eminiz ki şu an ''Yeter, sadede gellllll'' modundadır. Çok beklettiğimizin farkındayız. Ama artık yavaş yavaş bu sürecin sonuna gelmeye başlıyor ve bugün kitabımızın ismini ve kapak görselini yayınlıyoruz!

3 Ekim 2013 Perşembe

Kitap Yorumu: Nefes - Sarah Crossan


Distopya okumayı ciddi anlamda özlemişim. Sanırım artık vazgeçilmez türüm hâline geldi. Canım sıkıldığı zaman açıp distopya okuyabilirim, o derece seviyorum. Nefes de, tam anlamıyla, ihtiyacım olan kitaptı. Bir sayfasında bile sıkılmadım okurken. Sürükleyici ve şöyle bir düşününce karakterlerin içinde yaşadığı dünya ürkütücüydü.

Nefes’te üç ana karakterimiz var: Alina, Bea ve Quinn. Onların içinde yaşadığı “yeni” dünyada, bitkiler ölmüş ve doğal olarak oksijen miktarı da dibe vurmuş. Dünya nüfusunun pek çoğu oksijenlikten ölürken, geriye kalanlar Nefes adlı şirketin olaya el atmasıyla “Koza” adını verdikleri yeni yaşam alanında hayatlarını sürdürüyorlar. Koza’da ağaçlar var, evet. Ve orada yaşamak için yeterli oksijen var. Ancak ne yazık ki orada da zalim bir eşitsizlik söz konusu. Asıllar, yani toplumun zengin kesimi, oksijeni diledikleri gibi kullanabilirlerken, fazladan oksijen almaya parası yetmeyecek olan daha yoksul kesim, diğer adıyla Yedekler, ise oksijenlerini ellerinden geldiğince tutarlı kullanıp hayata tutunmaya çalşıyorlar.

Hiç oksijensiz bir hayat hayal ettiniz mi bilmiyorum ama daha önce etmediysem bile ben kitabı okurken ettim. Ve inanın bana berbat bir şey. Yedekler, deli gibi çalıştıkları yetmezmiş gibi, sokakta koşamıyor, spor yapamıyor, hattâ öpüşemiyorlar bile. Üstelik üzerlerinde sıkı kurallarla sınırları çizilmiş bir baskıcı güç de var. Tüylerinizi ürpertecek kadar korkunç bir durum ve ben kitabın bu kısmından bir hayli etkilendim.

İşte Quinn, işin kaymağını süren Asıllar’dan biri. Bea ise onun küçüklükten beri tanıdığı en yakın arkadaşı. Quinn, ilk başlarda hiçbir şeyden haberi olmayan ve istediğini almaya alışmış, yüzeysel bir genç adam gibi görünse de özünde oldukça farklı biri. Bir kere Yedekler’i diğer Asıllar gibi ezmiyor ve Bea’yı oldu olası kollamış. Kitabın ilerleyen kısımlarında Quinn’in karakterindeki gelişmeye de tanıklık ediyor ve onu daha bir seviyoruz.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu: Apollyon - Jennifer L. Armentrout


Yine bol acılı, gelgitli duygularla çevreli bir okuma sürecinin sonuna geldik. Apollyon elime bir hayli erken ulaştı bildiğiniz gibi, gelir gelmez de okumaya başladım. Araya bir sürü şey girmese ikinci gününde bitirirdim.

Kitap, her zamanki Jennifer akıcılığından nasibini almış. Anlayacağınız, elinizden hiç bırakmadan okuyabiliyorsunuz. Ama ne yazık ki biz zavallı Team Sethler'i hayal kırıklığına uğratabilir bu kitap. Nedenini yazının ilerleyen bölümlerinde açıklayacağım. En sevdiğim karakterin geri plana itilmiş ve sevmediğim (üzgün değilim, sevgili Aiden severler) karakterin gözüme gözüme sokulmuş olduğu, beni sinirlendiren ama eğlenceli bir kitap olmuş Apollyon.

Apollyon'un başında Melez Sözleşmeleri serisinin 3,5 numaralı kitabı, yani ara kitap sayılan İksir/Elixir var. DEX İksir'i yayınlayarak muhteşem bir şey yapmış çünkü bu kitabı okumazsanız Apollyon'un başında kafanız bir hayli karışabilir.

İksir, Tanrı'nın bıraktığı yerden devam ediyor. Yani Alex'in uyanışının hemen ardından. Bildiğiniz gibi Alex, Uyanış'tan sonra Seth'le tam bağ kurmuş ve tamamen ona bağlı hale gelmişti. İksir'de karşımıza çıkan da işte bu kendinde olmayan, tam anlamıyla delirmiş, etrafındakilere küfürler ve tehditler savuran Alex.

İksir'i anlatan Aiden. Diğerleriyle beraber Alex'in Seth'e ulaşmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Eh, birleşirlerse Alex'in gücü Seth'e geçip onu Tanrı Katili'ne çevirecek sonuçta.

Aiden, eski Alex'ini geri istiyor. Onu hapsetmek zorunda kalmış olsa da Alex'in aklı başına gelene kadar yanından ayrılmıyor. Bence bu novellanın en iyi tarafı Aiden'in sevgisini tam olarak anlayabilme imkanımız olmasıydı. Tamam, Aiden fanı değilim ama biraz olsun onunla empati kurmamı sağladı İksir. Hattâ sonunda "Ben bu çocuğu sevebilirim yahu." dedim fakat ilerleyen kısımlarda sözlerime pişman edeceğini düşünemedim tabii.

28 Temmuz 2013 Pazar

Kitap Yorumu: Beni Bırakma - Tahereh Mafi


Uyarı: Bu yorumu yaparken çok yoğun duygular yaşıyorum o yüzden yazacaklarımdan, yani zihnimin çöplüğünden mesul değilim.

Beni Bırakma/Unravel Me, Bana Dokunma/Shatter Me'nin ikinci kitabı. İlk kitabı okuyalı bayağı zaman geçmiş olduğu için konunun detaylarını azıcık unutmuşum, bana yaşattırdıklarını ise tamamen unutmuşum. Anlayacağın bu kitaba çok hazırlıksız yakalandım, sevgili okuyucu.

Şu fangirllik duygularımı bir kenara atıp nasıl yorum yazacağım bilmiyorum ama bir yerden başlamak lazım. En iyisi Bana Dokunma'nın sonunu hatırlatayım birazcık. İlk kitabında sonunda Juliette, Adam ve Kenji Omega Noktası'na sonunda ulaşarak kendileri gibi olan insanlara kavuşabilmişti sonunda. Omega'nın bir nevi başkanı olan Castle Juliette'ye yeteneğini kontrol etmede yardımcı olacaklarını söylemiş, hattâ onun için özel bir giysi bile hazırlatmıştı.

Yani her şeyin tıkırında olması gerekiyordu. Juliette ile Adam birlikteydi. En iyi dostları Kenji ve Adam'ın erkek kardeşi James yanlarıydı. Tıpkı onlar gibi yetenekleri olan bir sürü insanla beraberlerdi ve sonunda Juliette yeteneğini dizginlemeyi öğrenebilecekti. Tabii ki öyle olmadı.

Tüm bu pozitif gibi görünen durumlara rağmen Juliette Beni Bırakma'da, Omega'ya geldiği birkaç günden sonra tamamen eski Juliette olmaya devam ediyor. Yine Adam dışında pek kimseyle konuşmuyor, insan içine karışmıyor, yeteneğini kullanması için verecekleri derslere bile katılmıyor. Tek yaptığı bir köşeye çekilip sessizce oturmak oluyor. Elbette haklı nedenleri de var. Omega'daki pek çok kişi ondan dokunuşu ölümcül olduğu için korkuyor. Kimse bir şey söylemese de Juliette onların bakışlarındaki korkuyu, uzak durma arzusunu görebiliyor.

Bir de yaklaşan savaş faktörü var tabii.

21 Temmuz 2013 Pazar

Kitap Yorumu: Sonsuz - Kiersten White


Eveeeet, bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Paranormal benim ilk DEX kitabımdı. O zamanlar çıtır çerez bir kitap diye alıp pek sevmiştim. Eğlenceli bulmuştum. Devam kitabını heyecanla beklemeye başlamıştım. Yazarın farklı ve kesinlikle süper eğlenceli bir üslubu var ve bu seride benim en çok hoşuma giden şey bu. Bir de çeviri faktörü var ki ondan biraz ileride bahsedeceğim.

Ne diyordum? Paranormal'i okuduktan sonra ikinci kitap Doğaüstü'nün elime geçmesi uzun bir zamanı kapsamıştı. Ancak Doğaüstü ile ilgili güzel de bir anım var ki geçen yıla, yani 2012'ye, onu okuyarak girmiştim. Serinin üçüncü ve son kitabı Sonsuz'un da bende böyle tatlı anılar bırakmasını isterdim. Fakat ne yazık ki çok kötü bir döneme geldi okumaya başlamam. Aslında elime geçtiğinde bir şevkle hemen okumaya başlamıştım, keşke bekletseymişim. O dönem çok yoğun geçen finallerle boğuşuyordum, sonrasında da bütünlemeye kaldım mı derdi ve eve geri dönme telaşı işin içine girince iyice savsaklamak zorunda kaldım. Anlayacağınız Sonsuz'u çooook uzun bir süre okudum. Ki kitaba da seriye de ayıp etmiş hissediyorum kendimi. Bitirdiğimde kocaman bir "oh" çektiğimi gizlemeyeceğim.

Seriyle ilgili genel görüşlerimden ve anılarımdan biraz olsun söz ettikten sonra en iyisi Sonsuz'a geçeyim. Öncelikle bu kadar uzun sürede okuyunca başlarını unuttuğum için kendimi kınıyorum. Siz siz olun böyle bir hataya düşmeyin. Her neyse. Sonsuz'da Evie'nin her zamanki gibi "normal" olma çabalarında olduğunu ama beceremediğini görüyoruz. UPTA ile ilişkisini kesmişti kesmesine ama Raquel'in yerine geçen yeni UPTA başkanı onu rahat bırakmıyor. Hattâ tehdit bile ediyor. Ve Evie paranormal dünyadan olabildiğince uzak durmak istemesine rağmen bir şekilde yine kendini onlara yardım ederken buluyor.

22 Nisan 2013 Pazartesi

ÜKG Özel Etkinliği: Oniks - Jennifer L. Armentrout


ÜKG, çok sevdiği öküzlerin en uzaylısı, uzaylıların en yakışıklısı Daemon Black- şey pardon, daha doğrusu Lux serisinin ikinci kitabı Oniks için özel bir tur hazırladı!

Bu turda neler mi var? Öncelikle bendeniz kitabı daha önce okuduğum için sizler için farklı bir şeyler hazırlamaya çalıştım o yüzden "Lux serisi hakkında bilip bilmediğimiz her şey" adlı bir yazı hazırladım. Ayrıca Oniks'ten alıntılar da bulabileceksiniz bu yazı altında. 

Peki, ya diğer ÜKG neferleri?

20 Nisan | Yorumbazz: Konuk Yorum + Selam Dünyalı 
20 Nisan | Kitap Esintisi: Obsidiyen'in Kopardığı Fırtınalar
21 Nisan | Romancekolik: Kitap Yorumu + Oniks'ten Bonus Bölüm
21 Nisan | Kitab-ı Sevda: Kitap Yorumu + Yazarla Söyleşi
22 Nisan | Sevgili Kitap
22 Nisan | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü : Lux Serisi Hakkında Bilip Bilmediğimiz Her Şey + Alıntılar


Tanıtım:
Daemon’la aramızda bir uzaylı bağı olmasının muhteşem olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.
Gerçi bu bağa rağmen ona direnmeye kararlıyım. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil çünkü Daemon (kahretsin!) gittikçe gözüme daha da taş gibi görünüyor. Üstelik bu sefer Arumlardan çok daha büyük bir problemimiz var. Savunma Dairesi kasabada.
Eğer Daemon’ın yapabildiklerini keşfeder ve benim de onunla
bağım olduğunu anlarlarsa ikimizi de mahvedecekler. Bu arada okula yeni biri geldi ve herkesten gizlediği bir sırrı var. Bana neler olduğunu biliyor, yardım da edebilir ama bunun için (sanki mümkünmüş gibi) Daemon’a yalan söylemeli ve ondan uzak durmalıyım. Kimi kandırıyorum ben?!
Kimse sonsuza kadar yalan söyleyemez.


Daha önce yazdığım Oniks yorumunu okumak için tık!

29 Mart 2013 Cuma

Kitap Yorumu: Tanrı - Jennifer L. Armentrout


Tanrı, Melez Sözleşmeleri serisinin 3. kitabı.

Artık fenomen hâline gelmiş bu seriye hâlâ başlamadıysanız ve yazıya boş gözler ile bakıyorsanız ya uzayda yaşıyorsunuz ya da bu tür kitapları yeterince takip etmiyorsunuz demektir. Çünkü Melez Sözleşmeleri hem Dünya'da hem de Türkiye'de büyük bir okur kitlesine ulaştı. Karakterleri bağırlara basıldı, serinin devam kitaplarının çıkması heyecandan öte bir duyguyla beklendi. Mitoloji ile günümüz paranormal hikâyelerini harmanlayan Jennifer L. Armentrout, çok kısa bir sürede young adult/genç yetişkin türünün en sevilen yazarlarından biri hâline geldi. Peki, neden mi?

Alex'in söz dinlemez, önüne geleni tekmeleyen, bazen fazlasıyla sinir bozucu ama her daim insanı merak içinde bırakan bir kadın kahraman olması. Seth ve Aiden ikilisinin, Alex'in potansiyel âşıkları olarak tüm mükemmeliyetleriyle etrafta dolanıp herkesin aklını başından almayı görev edinmeleri. Ayrıca seride aksiyon ve macera dur durak bilmiyor. Alex'in başı bir türlü beladan kurtulmuyor. Önce İblisler, yeni yeni düşmanlar, furiler derken sürekli birileri onu öldürmek istiyor.

Seriye genel bir bakış attıktan ve sizi okumadıysanız bile okumaya teşvik ettikten sonra Tanrı ile ilgili düşüncelerimi söylemeye geliyor sıra.

15 Şubat 2013 Cuma

Kitap Yorumu: Beni Seç - Kiera Cass


Bu bir prens tavlama sanatı! (mı?)

Günlerden 14 Şubat. Bir Kitap Hayvanı olarak, bugünlük kitap seçimimi günün anlam ve önemine uygun olarak yaptım. Distopyaları ne kadar sevdiğimi artık hepiniz biliyorsunuz. Bunun yanına aşk da eklenince tadından yenmiyor doğrusu. Beni Seç/The Selection ise bu ikisinin harmanlandığı bir kitap.

Bir ülke düşünün. Adı Illéa. Üçüncü Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin yerine kurulmuş. Monarşiyle yönetiliyor ve burada, halk sekiz ayrı sınıfa ayrılmış. Birler kraliyet mensupları, İkiler onlardan bir alt kademedeki zenginler, Üçler de keza onlara yakın, Dörtler öğretmenlik gibi meslek gruplarında çalışanlar, Beşler zanaatkârlar, Altılar hizmetçiler, Yediler onlardan daha beterleri ve Sekizler, yani evsizler. Görüldüğü üzre ölesiye bir adaletsiz kast sistemi var Illéa'da. İlk üç sınıf hayatlarının keyfini sürerken, ortadakiler ancak geçinebiliyorlar. Altıların ve daha altının hâlini siz düşünün artık.

Bu ülkenin içinde bir de kız düşünün. America Singer. O Beşler'den biri. Ailesi ressamlık, müzik gibi işlerle hizmet veriyor. America da güzel sesi ve müzik aletlerine olan üstün kabiliyetiyle daha üst sınıfların partileri gibi yerlerde çıkıp müzik yapıyor, ailesine bu şekilde yardım ediyor.

Illéa'nın şu anki Kral ve Kraliçe'sinin birtanecik oğulları Prens Maxon için Seçim zamanı yaklaşıyor. Seçim, prensin gelecekteki prensesini bulmak amacıyla halk arasından seçilecek 35 kızla düzenleyeceği bir tür yarış. Bu kızlar Prens'in belirleyeceği sürede Saray'da ağırlanacak, en güzel elbiselerini giyip, en alımlı hâlleriyle etrafta salınarak Prens'i etkilemeye çalışacak. Ve bir gün aralarından biri, tamamen Prens'in seçimi doğrultusunda, Illéa'nın yeni prensesi olacak.

6 Şubat 2013 Çarşamba

Kitap Yorumu: Yerkara - Brodi Ashton



İlk önce söylemek istiyorum ki, kitabın isminin çevirisini çok beğendim. Orijinal adı Everneath. Yerkara olarak çevrilmesi çok iyi olmuş. Benim aklıma dahi gelmezdi, çok uyumlu olmuş.

Yerkara, Brodi Ashton’un aynı adlı üçlemesinin ilk kitabı. Kitap, mitoloji ve aşkın harmanladığı başarılı bir genç yetişkin romanı örneği. Bir kere çok hızlı okunuyor. Öyle ki, bir gece oturdum ve 334 sayfalık kitabın yüzde yetmişini okudum. Sabah kalktığımda ise geri kalan kısmını okudum. Yerkara’nın böyle hızlı okunmasının nedeni tabii ki hikâyenin akışı. Yazarın anlatımı oldukça sade. Bunun yanında merak unsurları ve karakterler sizi kitabın içine anında çekiyor.

Peki, nedir bu Yerkara? O, bir tür yer altı şehri. Hani Hades’in Ölüler Ülkesi gibi. Ancak Yerkara’ya ölünce gitmiyorsunuz. Aksine, sonsuza kadar yaşamayı seçtiğinizde gidiyorsunuz. Buranın sürekli sakinlerine Sonsuzyaşamcılar deniyor. Sonsuzyaşamcılar, sonsuzluklarını Yerkara’ya getirdikleri ölümlü insanların enerjilerine borçlular.

Nikki, bir yıl önce yaşadığı kötü gecenin ardından Cole’la Yerkara’ya gitmeyi seçti. Şimdi, yaşam enerjisi ve hafızasının bir kısmı kaybolmuş halde Yeryüzey’e, yani bildiğimiz dünyaya, döndü. Nikki’yi mümkün olmadığı sanıldığı gibi Yerkara’dan kurtaran bir şey var; sürekli düşündüğü eski sevgilisi Jack.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Taptaze Kitaplar #2

Kim derdi ki bu kadar çabuk ikinci yazıyı yayınlayacağım. Ama ne yapayım, kendimi durdurmam imkânsız. Hele ki tatilin baş gösterdiği şu günlerde kitaplar adeta beni çağırıyorlar. Ben de duraksamadan alıyorum onları. Ne diyeyim, sonumuz hayır olsun.

Bu haftaya yeni 3 kitapla girdim. Aslında ikisini Cuma günü almıştım. Neil Gaimanlar'dan bahsediyorum elbette. Michael Reaves'le yazdığı Ara Dünya ve daha önceki yazımda da bahsettiğim İthaki'den çıkan son kitabı Odd ve Ayaz Devleri kitaplığımdaki yerlerini aldılar. Neil Gaiman benim en en favori yazarlarımdan biri. İster çocuk kitabı yazsın, ister yetişkin. Bu adamın kalemine âşığım. Bu yüzden tüm kitaplarını tereddütsüz alıyorum. İki yeni kitabını da okunacaklar dağımdaki Kıyamet Gösterisi ile beraber tüketip Neil Gaiman hasretimi az da olsa söndürmek niyetindeyim.


19 Ocak 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu: Gölgeler - Ilsa J. Bick


"Çaresiz kaldığında bir canavardan daha zalim olur muydun?" İşte Küller Üçlemesi'nin ikinci kitabı Gölgeler'de kafanızı kurcalayıp duracak soru tam olarak bu.

Kitap çarpıcı. Küller'i okurken hissettiğim duyguların daha da güçlenmişini hissettim Gölgeler'i okurken. Yazarın yansıttığı vahşeti, en iğrenç kısımları bile çekinmeden yazmış olmasını seviyorum. Post-apokaliptik kitapları, özellikle de zombileri severim zaten. Her nasıl oluyorsa bu tür kitaplarda anlatılan dehşet beni derinden etkiliyor. Gölgeler ise hem kendi içindeki farklılıklarla hem de beklentilerimi karşılayarak tatmin etti beni.

Aslında Küller'i okuyuşumun üzerinden bir seneden fazla zaman geçmişti. Geçen sene TÜYAP'tan almıştım; çok iyi hatırlıyorum. Gölgeler de yine bu yılın aynı döneminde geçti elime. Böyle uzun zaman dilimleri girince araya, insan ister istemez ilk kitabı unutuyor. Gölgeler'in başlarında biraz zorlandım bu yüzden. Sürekli karakterleri ve olayları hatırlamaya çalışıyordum. Yine de kendimi toparlamam uzun sürmedi. Tabii okurken "Aa, şu kimdi ya? Bu ne zaman bu duruma düşmüştü?" şeklinde kendimi soru yağmurlarına tutman beni kendi kendine sinirlenmeye teşvik etmedi değil.

Küller'i okuyanlar kitabın nasıl bittiğini, kahramanımız Alex'i nasıl bir durumda bıraktığımızı çok iyi hatırlayacaklardır. Benim de aklımdan çıkmayan kısımlardan biri buydu. Gölgeler, tahmin edeceğiniz gibi tam tamına Küller'in bıraktığı yerden devam ediyor. Elektromanyetik darbe dalgası yüzünden yıkılmış bir dünyada, değişen soydaşlarının arasında hayatta kalmaya çalışan kahramanlarımızın hikâyelerini okumaya devam ediyoruz. Ancak bu kez işler çok daha karmaşık.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Okunacak Kitaplar

Geçenlerde kitaplığıma bakarken fark ettim ki, daha önce hiç yapmadığım bir şey yapmışım: Okunacak kitaplarımı bir dağ gibi biriktirmişim. Aslında böyle biriktirmeyi seven biri değilim. Aldığım anda okumayı isterim. Bu yılın başına kadar da öyle yapıyordum. Ancak ne olduysa olmuş ve imkânsızı gerçekleştirip olayı abartmışım böyle. Üstelik kitaplığımdaki dağ henüz hiçbir şey! Bunlara ek olarak e-book kitaplığımdaki Himalayalar da var!

Ne demişler "Bir Kitap Hayvanı'nın okunacak kitapları asla bitmez." Ya da bunu ben demiş olabilirim. Herneyse işte; sonuç olarak dağımı ve okunacaklar listemin "bir kısmını" blogda paylaşmak istedim. Belki yazıyı gördükçe gaza gelir de başka kitap almadan önce bunları okumayı akıl ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...