20 Nisan 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Sırça Fanus - Sylvia Plath


Sylvia Plath'in adını çok uzun zamandır duyarım. Şiirlerinden haberdarım. İyi bir şiir okuyucusu olmasam da bazı dizeleri bir an durup düşünmemi sağlamıştır. Plath'in tek romanı olan Sırça Fanus'tan da haberdardım ancak elime almam nedense CNR Kitap Fuarı'nda Kırmızı Kedi standında görünce ancak gerçekleşti. Fazla düşünmeden kitabı aldım. 

Psikoloji ve psikolojik romanlar okumayı her zaman sevmişimdir. İnsan beyni ve gizemleri beni çok etkiliyor, sırlarını keşfetmek istememe yol açıyor. Daha önce bu kadar baskın bir psikolojik roman olan Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i okuduğumu hatırlıyorum. Onu da Sırça Fanus'u okuduğum açlıkla okumuş, bana bir şeyler öğrettiğine memnun olmuştum. Ancak Sırça Fanus sadece bir psikolojik roman değil. İçinde pek çok dikkat çeken unsur var. Feminizm ve sosyolojik çıkarımlar, kimlik bunalımları hattâ yazma macerası. Üstelik kitabın dili sandığınızın aksine oldukça sade ve anlaşılır. 

23 Mart 2014 Pazar

23. ÜKG Blog Turu: Kocan Kadar Konuş - Şebnem Burcuoğlu




“Türkiye’de kadınların DNA’larına kodlanmış olan evlenme
saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. ‘Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş’ atasözü, anneannem Peyker’in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.
Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30’una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!”
Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hmm. Anlaşıldı.
Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden
çok var –ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi.
Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşınkankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.
Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…

Oldukça talihsiz bir dönemde olan ben çok merak ettiğim bu kitabı, çok sevgili kargo sağ olsun elime ulaşamadığından, okuyamadım. Bu yüzden kendime acıma kısmını bırakıp sizi kitabın ön okumasına davet ediyorum.

Kitap Yorumu: Anna: Kan Giyinmiş Kız - Kendare Blake


Anna: Kan Giyinmiş Kız'ı CNR Kitap Fuarı'nda oldukça makul bir fiyatta görünce dayanamayıp almıştım, halbuki listemde o kadar da üstte değildi. Arada böyle kaçamaklar yapmak eğlenceli oluyor; özellikle de Eleanor & Park gibi duygu fırtınalarına yol açan kitaplardan sonra. 

Cas Lowood ile tanışın. Kendisi bir hayalet avcısı. Ne kadar bu isimden hoşlanmasa da. Ama işinden hoşlanıyor.  Cas, tam adıyla Theseus Cassio, babasından ve babasına da atalarından kalan bıçağıyla, insanları öldüren dünyada hapsolmuş hayaletleri ait oldukları yere geri göndermeyi görev edinmiş. Henüz on yedi yaşında olmasına rağmen kendini adadığı işinde oldukça başarılı. Aslında kendini fazla kaptırmış bile diyebiliriz. Cas, hayaletlerin peşinde o şehirden o şehre sürüklenirken okulu ya da sosyal çevreyi pek de umursamıyor. Onunla birlikte yolculuk eden annesi, kedileri ve ona hayaletleri bulmasında yardımcı olan ihbarcılarıyla oldukça hayatından memnun. Sayılır.

Cas'e mesleğini miras bırakan babası bir hayalet tarafından vahşice öldürülmüş. Cas de bir yandan yapması gerektiği gibi hayaletleri öldürürken diğer yandan babasının katili olan hayaleti araştırıyor. 

Anna Karlov, Cas'in karşılaşmayı heyecanla beklediği yeni avı. Anna, kasabalıların deyimiyle "Kan Giyinmiş Anna" evine adım atan herkesi parçalara ayırmasıyla meşhur, güçlü bir hayalet. Bana biraz Carrie White'ı anımsattı. Ama o diğer hayaletlerden biraz farklı. Bunu Cas de fark edince Anna'nın davası daha çekici bir hâl alıyor elbette. 

16 Mart 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Eleanor & Park - Rainbow Rowell


Eleanor & Park, "Sevsem mi, yoksa nefret mi etsem?" diye sizi ikilemde bırakacak kitaplardan. Seviyorsunuz çünkü; eh, kitap harika canım! Ama nefret de etmek istiyorsunuz çünkü sizi enkaz hâline getirerek bırakıyor. 

Rainbow Rowell'in kitaplarını daha önce okumamıştım. (Söylemeden geçemeyeceğim; Rainbow ne güzel bir isimdir!) Aklımın bir köşesinde duruyorlardı ama elime geçmedikçe aklıma bile gelmezdi galiba. Geçtiğimiz yılbaşında çok sevdiğim bir dostum bana hardcover baskısını hediye edince sevinçten havalara uçtum. 

Hafta başından beri kitabı okuyorum ve elime her aldığımda zamanın nasıl geçtiğini unutuyor ve bırakmak istemiyordum. Bir yandan da ertelemek istiyordum çünkü bitsin istemiyordum. Otobüste, dersin başlamasını beklerken, evde, anlayacağınız pek çok yerde okudum kitabı. Bir yandan da sürekli beğendiğim alıntıların resmini çekiyordum. Telefonla kitap ayrılmaz bir bütün hâline gelmişti. Ne kadar çok yeri not aldığımı aşağıda da göreceksiniz. Kitabın bitmemesi için çok çabaladım. Ancak son kırk sayfaya geldiğimde artık geri dönülmez bir yolun içine girmiştim. Bir "insan" olduğumu unutarak okudum ve kapağı kapattığımda içimde koca bir boşluk vardı.

Eleanor biraz "farklı" bir genç kız. Tupturuncu, kıvırcık saçları, biraz maskülen tuhaf giyimi ile dikkatleri üzerine çekmek için yaratılmış gibi adeta. Ama kimse onu "iyi tuhaf" olarak görmüyor. O "tuhaf tuhaf", şişman, ucube kız. Park ise çizgi romanları ve walkman'ini yanından ayırmayan Asyalı çocuk. Birbirinden zıt bu iki kutup okul servisinde yan yana geliyor.

8 Mart 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Bir Sır Saklı İçimde - Julie Berry


Bir Sır Saklı İçimde'yi bir süredir merakla bekliyordum. Ne kadar fantastik ya da çağdaş kitaplara merakım olsa da bu türde kitapları da sevdiğimi arada bir kendime hatırlatmam gerek. İnsanı derinden etkileyecek, asla unutulmayacak türde kitapları yani.

Kapağına falan aldanmamak gerek. Ben de elimde gezdirirken tipik genç yetişkin paranormal romanı sanılmasına ve burun kıvrılmasına tanık oldum. Ama bu kitap kapağından çok daha fazlası. Tabii yorum yapmam gerekirse ben kapaktaki ağız detayını çok sevdim.

Judith, yıllarca bir adam tarafından esir olarak tutulmuş bir kız. Orada pek çok şeye tanık olduktan sonra birgün evine, kasabasına geri dönüyor. Ama orada olanları anlatamayacak biçimde. Hayatının iki senesinin çalınmış olması yetmezmiş gibi konuşma gücü de elinden alınmış olarak.

Zaten çok konuşkan bir kız değildi Judith. Ancak artık bildiği bir şeyler var. İnsanların ona takındığı tavır, öz annesinin bile onu kafasında koyduğu yer korkunç. Judith varlığı ve yokluğu hiçbir şey ifade etmeyen bir insana dönüşüyor. O kadar yaşanmışlığın arasında da aklını en çok meşgul eden şey çocukluk aşkı Lucas.

19 Şubat 2014 Çarşamba

21. ÜKG Blog Turu: Sana Kapıldım - Laurelin Paige




17.02.14 | Kitab-ı Sevda - Yorum
17.02.14 | Romancekolik - Yorum
18.02.14| Sevgili Kitap - Ön Okuma
18.02.14 | Kitap Esintisi - Alıntılar
18.02.14 | Yorumbaz - Yorum
19.02.14 | Zimlicious - Yazarla Söyleşi
19.02.14 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Playlist





Alayna saplantıları içinde boğuluyor. Hudson’ın ise kendine ait sırları var. Belki de ihtiyaçları olan şey birbirlerini bulmaktır.İnsanları gizlice takip etmek ve hakkında yasaklama emirlerinin çıkarılması Alayna Withers'ın geçmişinin bir parçasıydı. İşletme üzerine yüksek lisansını eline alan Alayna, kendi geleceğini çizmişti. Çalıştığı gece kulübünde yükselmeyi hedefleyecek ve saplantılı aşk sorununu tetikleyecek her türlü erkekten uzak duracaktı. Müthiş plan. Ama Alayna gece kulübünün yeni sahibi Hudson Pierce'i hesaba katmamıştı. Geçmişteki dürtülerini kontrol altında tutmak isteyen Alayna, akıllı, zengin ve yakışıklı tiplerden hep uzak durmaya çalışmıştı.
Ama Hudson onu bir kere gözüne kestirmişti.
Alayna'yı yatağında istiyordu ve bunu açıkça belli etmişti. Reddedemeyeceği bir iş teklifinde bulununca Alayna için Hudson'ı görmezden gelmek imkansız hale gelmişti. Gittikçe onun dünyasına çekiliyor, çekimine kapılıyordu. Hudson'ın karanlık sırrını öğrendiğinde ise kapılabileceği en kötü adama aşık olduğunu öğrenmesi için çok geç olacaktı.
Belki de kusurlu geçmişleri birbirlerini iyileştirmeleri ve sonunda hayatlarında eksik olan aşkı bulmaları için onlara bir fırsat tanıyacaktı.



Playlist: 


Uygulamayı göremiyorsanız playlist'i buradan da dinleyebilirsiniz:
http://www.podsnack.com/darkshadowisborn/avtka1hx

Çekiliş: 



7 Şubat 2014 Cuma

Kitap Yorumu: Kâğıttan Kentler - John Green


Bir John Green fırtınasıdır gidiyor. Aynı Yıldızın Altında, Alaska'nın Peşinde derken Green'in Türkçede yayımlanan son kitabı Kâğıttan Kentler oldu. Pegasus Yayınları'nın yine ciltli bastığı kitabı çok sevgili bir dostum ile beraber bir tür yeniyıl değiş-tokuşunda almıştım. Yani şöyle oldu; "Neden birilerinin bize hediye almasını bekleyelim, (Zaten kimse almayacak)" dedik ve ikimiz de istediğimiz kitapları birbirimize aldık. Ben ona defalarca övdüğüm Aynı Yıldızın Altında'yı aldım, o ise bana Kâğııttan Kentler'i. Hemen o gün kitapları değiştik ve ta-da! Galiba bu işten en zararlı çıkan o oldu çünkü geçtiğimiz günlerde bana ne kadar etkilendiğini anlatıyordu.

Margo Roth Spiegelman, Quentin Jacobsen'in çocukluğundan beri uzaktan izleyerek hayranlık duyduğu komşusu. Margo popüler. Margo güzel. Margo zeki. Margo farklı. Margo maceraperest. Quentin, daha çok seslenildiği adıyla Q, ise onunla çocuklukta bir süre oynamış sıradan bir çocuk işte. Uzun zamandır doğru düzgün konuşmamışlar. Ancak Q, Margo'nun imza attığı aktivitelerden haberdar. İçten içe tek dileği çocukken olduğu gibi onlardan birine davet edilmek.

Margo'nun Q'nun hayatına yeniden girişi ani bir şekilde oluyor. Bir gece çocukcağızın penceresinde beliriyor. Tamamen aksiyona hazır vaziyette. Onu maceralarından birine davet ediyor. Bu zamana kadar bu tür şeylerden uzak kalmış ve mezuniyetine haftalar varken yakalanmaktan korkan Q başta çekingen davransa da konu Margo olunca ister istemez kabul ediyor.

30 Ocak 2014 Perşembe

20. ÜKG Blog Turu: Acıtan Güzellik - Georgia Cates



Tur Takvimi:

30.01 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü


Üç ay sürmesi konusunda anlaşmıslardı… Ama aşkları sınır tanımayacaktı.
Jack McLachlan nam-ı diğer Mağara Adamı, Avusturalya’nın en gözde bekârlarından milyoner bir şarap üreticisiydi. Başarısı, ünü ve zenginliği, romantik ilişkilerini karmaşık ve sorunlu bir hale getiriyordu, bu yüzden basitliği seçiyordu: isimsiz, kısa ilişkiler.
Bu onun oyunu ve kurallarıydı. Ta ki Laurelyn Prescott hayatına girene kadar.
Ateşli oyunun kuralları değismek zorunda kaldı, çünkü genç kadın öncekilere hiç benzemiyordu. Amerikalı nefes kesici müzisyenle iliskisi basladığı andan itibaren Jack’in ayakları yerden kesildi. Hiçbir sey planladığı gibi gitmemeye basladı ve Jack kuralları birer birer kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldı.
Ve Laurelyn, mümkün olmayanı, mümkün kıldı.


29 Ocak 2014 Çarşamba

Kitap Yorumu: Ölümcül Merhamet - Robin LaFevers


Böyle bir dönem okumaya başlayıp yarım kitapların ne kadar iyi olduğunu görünce kendime nasıl sövüyorum anlatamam. Ama her kitabın zamanı cidden var galiba. O dönem okusam sevemeyeceğim bir kitap olabilir Ölümcül Merhamet. Gününü beklemiştir belki.Gelince de beni kendine hayran bırakmıştır hemen.

İlk başta söylemem gerekir ki, çoğu kitapta olduğu gibi Ölümcül Merhamet'i okumadan önce de yanlış izlenimlere kapılmışım. Kötü anlamda değil elbette ama insan konuyu görünce kafasında ister istemez bir şeyler şekillendirir ya; benimki bayağı farklı bir şeydi.

 Assassin yani Suikastçi olayını çok severim. Ama öyle bir sevmek değil bu. Kadın Suikastçiler'e küçüklükten beri âşığım. Küçükken bir ara, elimde annemin şişleriyle adam öldürme taktiklerini çalıştığımı bile bilirim. Hattâ bir ara bu konuyla ilgili bir şeyler yazmaya kalkışmıştım. O konulara hiç girmeyelim şimdi. Anlayacağınız benim uzun zamandır ilgimi çeken bir konu bu ve hakkında yazılmış adam gibi eser bulamıyordum. Ölümcül Merhamet'i görünce balıklama dalışa geçmem bu yüzdendi. Geçtiğimiz günlerde önümde 14 saate yakın bir otobüs yolculuğu görününce 50 sayfasını bile okumadan elimden bıraktığımı hatırlayıp çantama atıverdim. İyi ki de yapmışım. O işkence gibi yolculuğu katlanılır kıldı kitap.

Hani otobüste saat 8 oldu mu ışıklar kapanır, herkes uyku moduna geçer, televizyonlar açılır falan. Ben arkamdaki adamın bana sövdüğünü bile bile okuma ışığımı açtım ve saatlerce kitabın içine gömdüm kendimi. Kapağını bile kapatamadım. Molalarda kapatmak zorunda kaldığımda içimde burukluk oluştu. Gerçekten günümü kurtaran şeydi ve minnettarım Robin LeFevers'e. Aradığım kitabı değil belki ama ona yakın bir şeyi yazmış benim için.

Kendi derdimi anlatmak kitabı anlatamadım. Şimdiye kadar bir tek suikastçi kısmını aktarabilmişim. Daha fazla kelimelerin içinde kendimi kaybetmeden başlayayım en iyisi.

14 Ocak 2014 Salı

ÜKG Kapak Tanıtımı: Acıtan Güzellik - Georgia Cates


ÜKG 5.kez Kapak Tanıtımı postuyla karşınızda!
Facebook sayfamızı takip edenler, eminiz ki şu an ''Yeter, sadede gellllll'' modundadır. Çok beklettiğimizin farkındayız. Ama artık yavaş yavaş bu sürecin sonuna gelmeye başlıyor ve bugün kitabımızın ismini ve kapak görselini yayınlıyoruz!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...