27 Aralık 2012 Perşembe

Kitap Yorumu: The Perks of Being a Wallflower - Stephen Chbosky


Ah Charlie, vah Charlie...

The Perks of Being a Wallflower'ı aslında çok önceden duymuştum. Birkaç yıldır pek çok okurun listesinin başköşesindeydi kitap. Bu sene filmi çıkınca daha bir göze batmaya başladı. Filmi izlemeden kitabını okumak her zaman daha cazip gelmiştir bana. Çoğu zaman hayal kırıklığına uğrasam da kafamda yarattığım sahnelerle yönetmenin yarattığı sahne arasındaki farklılıkları bulmak bile bana zevk verir. Hem kitabı deli gibi merak ettiğimden -eğer Tumblr hesabınız varsa John Green kitapları ile beraber en çok fotoğrafı çekilen kitaplardan biri olduğunu biliyorsunuzdur- hem de kadrosuna hayran kaldığım filmi izlemek istediğimden kitabı okumak niyetindeydim. Ancak genelde yaptığım gibi belirli bir zaman ayırmamıştım kitaba. Her şey spontane gelişti. Bir gecede kitabı edindim; sonraki gün ise sayfalarının arasında kaybolmuştum. Bir gün içinde bitirdim.

“And in that moment, I swear we were infinite.” 

Bu yazıyı yazarken kitabın beni ne kadar etkilediğini bir kere daha fark ediyorum. Çünkü kapak resmini indirirken duygulandım. Evet, çok sevmişim. Ama neden? Oralara geleceğim.



Muhtemelen Çavdar Tarlasında Çocuklar/The Catcher in the Rye'ı duymuş ya da okumuşsunuzdur. İşte The Perks of Being a Wallflower tam da onun gibi bir kitap! Biraz daha modern versiyonu diyebiliriz. Tabii bundan sakın aynı oldukları veya Stephen Chbosky'nin Salinger'i kopyaladığı kanısına varmayın; yazım tekniklerinden karakter gelişimine kadar son derece farklılar. Yalnızca ikisinin de bende aynı tadı bıraktığı ve bana benzer duyguları hissettirdiğini anlatmaya çalışıyorum.

Charlie on beş yaşında, liseye yeni başlamış bir delikanlı. Ancak Charlie, yaşıtlarının aksine utangaç, içine kapanık, okumaya ve yazmaya merakı olan asosyal bir genç. Bu merakı yeni öğretmeni Bill sayesinde iyice körükleniyor. Ayrıca Charlie tam bir gözlemci. Etrafında olanları farklı bir üslupla bize aktarıyor.

“We accept the love we think we deserve.”

The Perks of Being a Wallflower Charlie'nin adını bilmediğimiz birine yazdığı mektuplarından oluşuyor. Her mektubunda karşısındakine, dolayısıyla bize yeni bir şey anlatıyor Charlie. İlk aşkını, sevdiği şarkıları, okuduğu kitapları, yaşadığı tuhaflıkları, ilk uyuşturucusunu, ilk seksini anlatıyor. Ve bunları yürek burkucu ama aynı zamanda insanı gülümseten bir dille anlatıyor. Charlie herkesten farklı bir çocuk. Biraz fazla hassas mesela. Onu hem üzüntüden hem de mutluluktan kolaylıkla ağlatabilirsiniz. Ama Charlie'nin satırları beni öyle içine çekti, bana öyle yakın geldi ki onun yanında olsam ben de bebekler gibi ağlayabilirdim sanırım. Birlikte ağlardık.

Kitapta bahsi geçen kitaplar ve şarkılar onu sevmemi bir kez daha sağladı açıkçası. Özellikle The Smiths'in Asleep'ini açıp açıp tekrar dinliyorum şimdi. Ayrıca Charlie'nin yeni arkadaşları Patrick ve Sam en az onun kadar içten karakterler. The Perks of Being a Wallflower'da gençlik ateşi, romantizm, hayal kırıklığı, mutluluk, sevgi, hayaller, şiir, müzik, eşcinsellik her şey var. Bence bu kitabı güzel kılan bir başka sebep.

This one time when it’s peaceful outside, and you’re seeing things move, and you don’t want to, and everyone is asleep. And all the books you’ve read have been read by other people. And all the songs you’ve loved have been heard by other people. And that girl that’s pretty to you is pretty to other people. And you know that if you looked at these facts when you were happy, you would feel great because you are describing “unity.”

The Perks of Being a Wallflower kesinlikle hem ruhuna hem de beynime kazınan kitaplardan biri oldu. Başrollerinde Logan Lerman ve Emma Watson'un oynadığı film uyarlamasını izlemek için sabırsızlanıyorum!

"Charlie gibi kardeşim olsaydı keşke..." diyerek yazımı sonlandırıyorum.


Not: Kitabın Türkçe edisyonunu Feniks Kitap yayımlayacak.

Puan: 5


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...