julie kagawa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
julie kagawa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: Talon - Julie Kagawa


Julie Kagawa'yı hem yazarlığıyla hem de sosyal medyada paylaştıklarıyla çok seven ve deliler gibi takip eden ben, Talon'un çıkacağını duyar duymaz üzerine atlamıştım. Sonra şans eseri kitap elime geçmişti. Büyük umutlarla (buradan Dickens'a selamlar olsun) başladığım kitap bana ne yaptı dersiniz?

Ejderhalara olan derin tutkumu artık Mars'takiler bile biliyordur. (Merhaba Mark, sana da selam ederim!) Çok seviyorum. Öyle seviyorum ki artık kendimi onlardan biri gibi görüyorum. Ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlamaya çalıştığım zamanlar oluyor. Ve evet, var olduklarına inanıyorum. Durum böyle olunca, Julie Kagawa gibi Demir Periler serisiyle beni yıkıp geçmiş bir yazardan ejderhaları anlatan bir kitap çıkacağını duyunca çıldırıyor insan. Şöyle Demir Periler'de yaptığı gibi sağlam bir kurgu, güzel karakterler bekliyor. Fakat ne yazık ki Talon bana aradığımı vermedi.

Öncelikle kitabın çooooook basit, klişe bir kurgusu olduğunu itiraf etmek zorundayım. Gerçekten ama. Üzülerek söylüyorum bunu. Olay şudur: Bir kızımız var. Adı Ember Hill. Ember, insan formuna dönüşebilen genç bir ejderha. Henüz on altı yaşında. Ember, kardeş yumurtası ve ikizi Dante ile beraber, pek çok ejderhanın dahil olduğu Talon tarafından California'ya gönderiliyor. Talon, genç ejderhaların ne yapıp yapmayacağına karar veren katı bir örgüt. En büyük düşmanları ise yıllardır ejderhaları avlayan St. George tarikatı. Anlayacağınız Talon, yavru ejderhaları korumak adına bol bol onların yerine karar veriyor. Bu kararlardan biri de işte Ember ve Dante'yi insan kılığına bürünerek başka bir şehre göndermek. Tabii yavru ejderhalarımız sadece gizlenmekle kalmıyor, bir yandan da eğitiliyorlar.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu: The Immortal Rules - Julie Kagawa


My vampire creator told me this: 


“Sometimes in your life, Allison Sekemoto, you will kill a human being. Accidentally or as a conscious, deliberate act, it is unavoidable. The question is not if it will happen, but when. Do you understand?” 


I didn’t then, not really. 

I do now. 


Allison Sekemoto, vampirlerin yönettiği bir dünyada yaşayan bir Unregistered, yani bir tür kaçak. Bu dünyada, ya kayıt yani Registered olup, damgalanacak, yani vampirlerin hizmetine gireceksiniz –böylece onlara düzenli şekilde kan vermek ve her istediklerini yapmak zorunda kalacaksınız- ya da yiyecek ve yaşam alanınızı kendiniz bulmayı kabul ederek tüm zamanınızı onlardan kaçmakla harcayacaksınız.

İşte Allison, ikinci seçeneği tercih edenlerden. Annesi öldüğünden beri bir Unregistered olarak hayatını sürdürüyor. Yıkıntı evlerden yemek çalıyor, vampirlere görünmemek için şehrin altındaki tünellerde seyahat ediyor, kendi gibi birkaç çocukla beraber yaşıyor. Allison tam anlamıyla güçlü bir karakter. Kendinden kesinlikle ödün vermiyor, yaşadığı yerdeki tek kız olması onda bir şey değiştirmiyor, her zaman güçlü, her zaman herkese ağzının payını verebilir. Yıllardır koruduğu, korkak arkadaşı Stick’e bulaşanları benzetebilir her an mesela.

Julie Kagawa’nın daha önce The Iron Fey serisini okumuştum ve ondan beri kendisini aşırı bir sempati besliyorum. The Immortal Rules’u okumamdaki büyük etken de buydu zaten. Açıkçası vampir hikâyelerinin sıradanlaştığını düşünenlerdenim. Sonuç olarak her kitap aynı yere çıkmaya başladı bu kadar eser piyasaya çıkınca. Ben de hâliyle sıkılır oldum. Fakat Kagawa’nın bu türde bir seriye başlaması ve içine distopya da katması beni çekti. Üstelik güzel bir vampir hikâyesi de yakalamış. Yarattığı distopik dünyanın karanlığını, karakterin üzerinde yarattığı etkileri hissedebildim. Ki bu benim için çok önemli bir etken. Bir distopya okuyorsam “Hâlime çok şükür.” diyebilmeliyim.

Julie Kagawa’nın vampirleri de bir tür sınıf ayrımına girmiş diyebiliriz. Kendi içlerinde kan bağlarına ve güçlerine göre kademelere ayrılıyorlar. Örneğin; şehrin efendileri olan vampirler var; onların kendinden alt türdeki tüm vampirlere ve tabii insanların hepsine hükmetme gücü var. Bu durum kendi vampirlerini yaratmada da geçerli. Ancak yeterince soylu bir vampir gerçek bir efendi vampir yaratabilir. Sınıf düştükçe yaratılan vampirlerin değeri de düşüyor. En alt kademe “rapid” dedikleri, tamamen kana susamış, insanlıkla alakası kalmamış yaratıklar. Bunlar şehir dışlarında başıboş hüküm sürmekteler.

31 Ağustos 2012 Cuma

Yeni Kapak Alarmı!: The Lost Prince

"Onlar'a bakma. Onlar'ı görebildiğini asla belli etme."

Çok yakın bir zamanda bitirdiğim Julie Kagawa'nın The Iron Fey serisinin yan serisi geliyor!  Adı The Iron Fey: Call of the Forgotten olacak serinin ilk kitabı The Lost Prince'in kapağı geçenlerde beğeniye sunuldu.

Yeni seride anlaşılan Fey dünyasına geri dönüyoruz. Ama bu kez Meghan'ın erkek kardeşi Ethan Chase ile beraber. Ve Ethan'ın peşi küçükken gördüğü yaratıklarla belada.

"Benim adım Ethan Chase. Ve ben, on sekizinci yaş günümü göremeyebilirim."

The Iron Fey serisi Pegasus Yayınları'ndan çıkacak, daha önce de söylediğim gibi. Ancak daha ilk seri bile çıkmamışken The Lost Prince'in çıkıp çıkmayacağı hiç bilinmez.

The Lost Prince'in ABD'de beklenen çıkış tarihi: 23 Ekim


Kitap Yorumu: The Iron Knight - Julie Kagawa



Çok garip duygular içindeyim. Koskoca seriyi hunharca okuyup bir hafta gibi bir sürede bitirdim. Bu kadar seveceğimi bilseydim, böyle su gibi bitirir miydim? Evet, bitirirdim. Kimi kandırıyorum. 

İlk başta söyleyeyim, daha önceki yorumlarımdan da anlaşılacağı gibi seriyi genel olarak çok seviyorum. Hattâ büyük hayranı oldum bile diyebilirim. The Iron Fey, masal tadında ama gerektiğinde hırçınlaşıp, vahşileşebilen ya da romantikleşebilen bir kurguya sahip. Yazarın hayalgücü mükemmel. Karakterlere zaten söylenecek söz yok. Hepsine bayılıyorum. Yaratık çeşitliliği desen, her kitapta yeni bir tane karşınıza çıkıyor. 

Ve The Iron Knight... Serinin son kitabı. Duygularımı alt üst eden kitap. Diğer üç kitabın aksine, dördüncü kitapta Ash'in bakış açısından olaylar anlatılmış ve bence bu müthiş olmuş. Onun duygularını okumak farklı, güzel bir deneyimdi. 


30 Ağustos 2012 Perşembe

Kitap Yorumu: The Iron Queen - Julie Kagawa


The Iron Queen, The Iron Fey serisinin üçüncü kitabı.

Bu kadın beni öldürecek! Kesinlikle. Kitap normal ayarında gidiyor gidiyor, son beş altı bölümde öyle şeyler oluyor ki aklım şaşıyor. Bu kadarını hiiiiç ama hiiiiiç beklemiyordum ama. Öldüm öldüm dirildim yahu!



Gelelim kitabın konusuna. Yalnız şimdiden söyleyeyim, yazının buradan sonraki kısmı ilk iki (belki de üçüncü) kitap hakkında az da olsa spoiler içerebilir.

The Iron Daughter'ın sonunda Nevernever'dan sürgün edilen Ash ve Meghan, The Iron Queen'in başında dünyada karşımıza çıkıyorlar. Meghan'ın ailesinin evine doğru gidiyorlar fakat orada onları bir sürpriz bekliyor. Birkaç Iron Fey, Meghan'a pusu kurmuş bekliyor. Saldırıyı sağ salim atlatan çiftimiz doğal olarak Meghan'ın ailesini korumak için onları bir süre daha ziyaret etmemeye karar veriyorlar. Bu yüzden Sürgün Kraliçe Leanansidhe'nin onlar için en iyi seçenek olduğuna karar veriyorlar. Tabii oraya gitmeden önce Meghan'ın yapmak istediği bir şey var. Sonunda, onu büyüten insan babasını hatırlayan Meghan, kahinle bir anlaşma daha yapmaya gidiyor.

28 Ağustos 2012 Salı

Kitap Yorumu: The Iron Daughter - Julie Kagawa


The Iron Fey serisinin ikinci kitabı The Iron Daughter su gibi akıp giden kitaplardan. İlk kitaptan sonra, beni çokça umutlandıran seri, ikinci kitabıyla hiç hayalkırıklığına uğratmadı. Sıkmadan kendini okuttu, her daim heyecanı zirvede tuttu, üstüne bir de duygusallık ekledi; böylece en iyi tarifi tutturmuş oldu.

Ah, ne kitaptı ama!

Son bölümde neredeyse ağlayacaktım. ASH!

İlk kitapta Meghan'ın Ash'le Winter Court'a dönmesi yönünde yaptığı anlaşmayı uygulamak için çiftimiz Kraliçe Mab'e doğru yolculuğa çıkıyorlar. Lâkin, her ne kadar bazen duyguları onu ele geçirse de Ash, Meghan'dan uzak durmaya çalışıyor. Bizim duygusal kız, bundan bir hayli etkileniyor, bol bol gözyaşı döküyor tabii. Meghan'ın Winter Court'ta tutsak olduğu süre boyunca Ash onun gözüne görünmemeye, hattâ çok ters davranmaya devam ediyor. Fakat mevsimlerin değişimi yaklaşıyor ve pek yakında Scepter of Seasons, yani Mevsimler Asası, Unseelie sarayına geçecek. Bu da bir kutlamanın yolda olduğuna delalet ediyor.

24 Ağustos 2012 Cuma

Kitap Yorumu: The Iron King - Julie Kagawa


The Iron Fey serisi uzun zamandır okumak istediğim kitapların başında geliyordu. İngilizce kitap okuma yeteneğimi geliştirdiğim bu yaza okumak ancak kısmet oldu. Seri, Peri yani Fey ırkını ele alıyor.

Romanın baş karakteri Meghan Chase adından on altı yaşında bir genç kız. On altı yaşındaki roman karakterlerine herkesin artık şüpheli gözle baktığının ben de farkındayım. Genç yetişkin romanlarının çoğunda kullanılan ve genellikle fena ergenlik kaprislerini bünyesinde barındıran bir dönem çünkü. Meghan'ın da o tipik liseli kız karakterinde olacağını düşünmüştüm. Kitabın ilk sayfalarında beni şaşırtmadı. Liseye gidiyordu ancak "taşralı" olarak anılıyordu. Pek arkadaşı yoktu. Sadece Robbie isimli çocukluk arkadaşı vardı. Ancak kitap ilerledikçe Meghan'ın aslında öylesine bir karakter olmadığını, son derece zeki olduğunu anladım ki bu beni çok mutlu etti.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...