romans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2015 Cuma

Kitap Yorumu: Ruh Öküzüm - Lauren Morrill


Bugün bir ilke imza atıp, tarihin tozlu raflarından bulup çıkardığım bir kitabın yorumunu sizlere sunuyorum. Sanırım bu kitabı iki yıl falan önce okumuştum. Türkçesinin çıktığını öğrenince bir hayli şaşırmıştım; çünkü çıkacağını tahmin etmiyordum. Her neyse; benim okuduğum adıyla Meant to Be, sizin bildiğiniz adıyla Ruh Öküzüm'ün yorumuna yavaş yavaş geçmeme izin verin.

Aslında Türkçe adını duyunca bayağı afallamıştım çünkü malumunuz, oldukça özgün bir isim kullanılmış. Ama içeriği düşününce uygun olduğuna karar kıldım. Kitap, tam anlamıyla bir young adult aşk kitabı. Esas kız, lise çağlarında ve ergenliğinin hakkını veriyor.

Julia, kitap bağımlısı, Shakespeare hayranı, çalışkanlığıyla göz dolduran ve kurallara her daim uyan bir genç kızdır. Sınıfıyla birlikte gittikleri Londra gezisi onun için bir nimettir çünkü Shakespeare'in topraklarında dolaşacak, ayrıca sevdiği pek çok kültürel aktiviteye katılabilecektir. Ancak bu gezi ona henüz uçaktayken zehir olmaya başlar. Okulun en sinir bozucu çocuklarından Jason, durmaksızın onunla uğraşıyordur ve bu durum diğer öğrencilerin aralarındaki ilişkiyi yanlış anlamalarına sebebiyet veriyordur. Üstelik Julia'nın en yakın arkadaşı Pheobe de geziye katılamamıştır. Yani Julia, tek başına ve Jason ukalasıyla uğraşmak zorunda kaldığı bir gezide cehennem azabı çekmek üzeredir.

Aşka yürekten inanan Julia'nın anne ve babası, henüz lisedeyken âşık olup evlenmişlerdir. Julia onların her zaman birbirinin kaderi olduğunu düşünmüştür. Ve kendisinin de kaderi olduğuna inandığı biri vardır: Mark Bixford. Beş yaşından beri âşık olduğu kapı komşusu. Ne yazık ki Mark, Julia'nın farkında değildir.

14 Ağustos 2014 Perşembe

30. ÜKG Blog Turu: Duvarların Dili Olsa - Alice Clayton



 
Bazen duvarlar o kadar incedir ki tutku aradan sızıverir. "Ah, tanrım."
Tak.
"Ah, aaahhh."
Tak tak.
Neler oluy...
"Oh, aahh, çok iyi!"

Caroline, San Francisco'daki yeni dairesinde ilk uykusundan işte böyle uyandı. Çapkın komşusunun adeta küçük bir haremi vardı. Her gece başka bir kadınla, Caroline'ın yatak başındaki tabloyu kafasına düşürecek kadar hızla duvarları gümbürdetiyordu. Hatta Caroline'ın kedisi Clive bile bu seslere kayıtsız kalamamış, düz duvara tırmanmaya başlamıştı. Artık uyku haramdı. Kapı deliğinde nöbet tutmasına rağmen bu gizemli adamın neye benzediğini bir türlü göremiyor, meraktan ve sinirden çıldırıyordu. En sonunda, bir gece, bu tantanaya daha fazla dayanamayıp hışımla adamın kapısını çaldı. İlk görüşte aşk, hiç bu kadar eğlenceli, komik ve tutkulu yazılmamıştı…


"Çıtır çerezlik kitap nedir?" diye sorulsa cevabım Duvarların Dili Olsa/Wallbanger olur. Şimdi efendim, kitabı uzun zamandır bilmeme rağmen hiç doğru düzgün ilgimi çekmemişti. Malum, türden bir hayli soğumuş biri olarak "Aman benden uzak dursun" diyerek yanına bile yanaşmamıştım. Tur kitabımız olmasına kısmetmiş.

Bu yorumu "yetişkin romanstan soğuyan bir okur" gözüyle yazıyorum. Öncelikle kitap sanıldığı gibi eğlenceli. Benden geçer puan almasının ilk sebebi bu. Ancak sürekli sırıttıran türde bir eğlenceli kavramı değil bu bahsettiğim. Sıkmayan, ama çok bir şey de vermeyen bir eğlence. İkinci artısı da türünün kitaplarının aksine entrikadan falan uzak olması. Romantik-komedi diyebiliriz belki kitaba. Biraz daha on sekiz yaş üstü versiyonu. 

1 Haziran 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Paris'te Aşk - Stephanie Perkins


Paris'te Aşk/Anna and the French Kiss aniden aklıma esip okuduğum ve çabucak bitirdiğim kitaplardan biri oldu. Esasen başlangıcı son derece sıradan ve sıkıcıydı. Oldukça tahmin edilebilir olduğunu eklememe gerek bile yok herhalde. Ancak ilerleyen sayfalarda karakterlere ısınmaya başladım ve kendimi devamını merak ederek sayfadan sayfaya zıplarken buldum.

Anna Oliphant, babasının zoruyla Paris'teki Amerikan okuluna gönderiliyor. Ama Anna Paris'e gitmeyi zerre kadar istemiyor. O, annesi ve erkek kardeşinin, en yakın arkadaşının ve hoşlandığı çocuğun olduğu "evinde" kalmayı yeğler. Ne yazık ki babasının kararlılığı galip geliyor ve Fransızca olarak neredeyse yalnızca "Oui"yi bilir hâlde kendini Işıklar Kenti'nde buluyor.

Anna için işin iyi tarafı gönderildiği okulun kendisi gibi Amerikalı öğrencilerle dolu olması. Yoksa yabancı ülkenin yabancı şehrinde kaybolacağından emin. Fakat o öğrenciler de genelde ailevi sorunları olan, uzağa gönderilmiş çocuklar. Yani Anna'nın ilk başta alışma evresi bir hayli zor oluyor. Ne var ki yan oda komşusu Meredith vasıtasıyla edindiği yeni arkadaşları onun bu evreyi atlatmasına yardımcı oluyorlar. Özellikle de bir tanesi. Yani Étienne St. Clair.

16 Mart 2014 Pazar

Kitap Yorumu: Eleanor & Park - Rainbow Rowell


Eleanor & Park, "Sevsem mi, yoksa nefret mi etsem?" diye sizi ikilemde bırakacak kitaplardan. Seviyorsunuz çünkü; eh, kitap harika canım! Ama nefret de etmek istiyorsunuz çünkü sizi enkaz hâline getirerek bırakıyor. 

Rainbow Rowell'in kitaplarını daha önce okumamıştım. (Söylemeden geçemeyeceğim; Rainbow ne güzel bir isimdir!) Aklımın bir köşesinde duruyorlardı ama elime geçmedikçe aklıma bile gelmezdi galiba. Geçtiğimiz yılbaşında çok sevdiğim bir dostum bana hardcover baskısını hediye edince sevinçten havalara uçtum. 

Hafta başından beri kitabı okuyorum ve elime her aldığımda zamanın nasıl geçtiğini unutuyor ve bırakmak istemiyordum. Bir yandan da ertelemek istiyordum çünkü bitsin istemiyordum. Otobüste, dersin başlamasını beklerken, evde, anlayacağınız pek çok yerde okudum kitabı. Bir yandan da sürekli beğendiğim alıntıların resmini çekiyordum. Telefonla kitap ayrılmaz bir bütün hâline gelmişti. Ne kadar çok yeri not aldığımı aşağıda da göreceksiniz. Kitabın bitmemesi için çok çabaladım. Ancak son kırk sayfaya geldiğimde artık geri dönülmez bir yolun içine girmiştim. Bir "insan" olduğumu unutarak okudum ve kapağı kapattığımda içimde koca bir boşluk vardı.

Eleanor biraz "farklı" bir genç kız. Tupturuncu, kıvırcık saçları, biraz maskülen tuhaf giyimi ile dikkatleri üzerine çekmek için yaratılmış gibi adeta. Ama kimse onu "iyi tuhaf" olarak görmüyor. O "tuhaf tuhaf", şişman, ucube kız. Park ise çizgi romanları ve walkman'ini yanından ayırmayan Asyalı çocuk. Birbirinden zıt bu iki kutup okul servisinde yan yana geliyor.

8 Mart 2014 Cumartesi

Kitap Yorumu: Bir Sır Saklı İçimde - Julie Berry


Bir Sır Saklı İçimde'yi bir süredir merakla bekliyordum. Ne kadar fantastik ya da çağdaş kitaplara merakım olsa da bu türde kitapları da sevdiğimi arada bir kendime hatırlatmam gerek. İnsanı derinden etkileyecek, asla unutulmayacak türde kitapları yani.

Kapağına falan aldanmamak gerek. Ben de elimde gezdirirken tipik genç yetişkin paranormal romanı sanılmasına ve burun kıvrılmasına tanık oldum. Ama bu kitap kapağından çok daha fazlası. Tabii yorum yapmam gerekirse ben kapaktaki ağız detayını çok sevdim.

Judith, yıllarca bir adam tarafından esir olarak tutulmuş bir kız. Orada pek çok şeye tanık olduktan sonra birgün evine, kasabasına geri dönüyor. Ama orada olanları anlatamayacak biçimde. Hayatının iki senesinin çalınmış olması yetmezmiş gibi konuşma gücü de elinden alınmış olarak.

Zaten çok konuşkan bir kız değildi Judith. Ancak artık bildiği bir şeyler var. İnsanların ona takındığı tavır, öz annesinin bile onu kafasında koyduğu yer korkunç. Judith varlığı ve yokluğu hiçbir şey ifade etmeyen bir insana dönüşüyor. O kadar yaşanmışlığın arasında da aklını en çok meşgul eden şey çocukluk aşkı Lucas.

19 Şubat 2014 Çarşamba

21. ÜKG Blog Turu: Sana Kapıldım - Laurelin Paige




17.02.14 | Kitab-ı Sevda - Yorum
17.02.14 | Romancekolik - Yorum
18.02.14| Sevgili Kitap - Ön Okuma
18.02.14 | Kitap Esintisi - Alıntılar
18.02.14 | Yorumbaz - Yorum
19.02.14 | Zimlicious - Yazarla Söyleşi
19.02.14 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Playlist





Alayna saplantıları içinde boğuluyor. Hudson’ın ise kendine ait sırları var. Belki de ihtiyaçları olan şey birbirlerini bulmaktır.İnsanları gizlice takip etmek ve hakkında yasaklama emirlerinin çıkarılması Alayna Withers'ın geçmişinin bir parçasıydı. İşletme üzerine yüksek lisansını eline alan Alayna, kendi geleceğini çizmişti. Çalıştığı gece kulübünde yükselmeyi hedefleyecek ve saplantılı aşk sorununu tetikleyecek her türlü erkekten uzak duracaktı. Müthiş plan. Ama Alayna gece kulübünün yeni sahibi Hudson Pierce'i hesaba katmamıştı. Geçmişteki dürtülerini kontrol altında tutmak isteyen Alayna, akıllı, zengin ve yakışıklı tiplerden hep uzak durmaya çalışmıştı.
Ama Hudson onu bir kere gözüne kestirmişti.
Alayna'yı yatağında istiyordu ve bunu açıkça belli etmişti. Reddedemeyeceği bir iş teklifinde bulununca Alayna için Hudson'ı görmezden gelmek imkansız hale gelmişti. Gittikçe onun dünyasına çekiliyor, çekimine kapılıyordu. Hudson'ın karanlık sırrını öğrendiğinde ise kapılabileceği en kötü adama aşık olduğunu öğrenmesi için çok geç olacaktı.
Belki de kusurlu geçmişleri birbirlerini iyileştirmeleri ve sonunda hayatlarında eksik olan aşkı bulmaları için onlara bir fırsat tanıyacaktı.



Playlist: 


Uygulamayı göremiyorsanız playlist'i buradan da dinleyebilirsiniz:
http://www.podsnack.com/darkshadowisborn/avtka1hx

Çekiliş: 



30 Aralık 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu: Sen Gittiğinde - Gayle Forman


Serinin ilk kitabı Eğer Yaşarsam/If I Stay için yazdığım yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

Henüz Eğer Yaşarsam'ın yorumunu yazarken Sen Gittiğinde/Where She Went önümde açık duruyordu. İlk kitabı bu kadar acımasızca bitiren Gayle Forman adeta beni kolumdan tutup ikinci kitabı okumaya sürüklemişti. Ben de itaat ettim ve Sen Gittiğinde'ye başladım. Bu seriyi üst üste okumak ne kadar doğru bilemiyorum ancak bu kitaplar yüzümde hüzünlü bir gülümseme ile kapandı benim için.

Aslında Türkçe adları tadını biraz bozuyorlar ama bu serinin kitaplarının adları içeriğe son derece uyumlu bence. İlk kitapta Mia'nın "yaşaması/kalması" için mücadelesini okurken Sen Gittiğinde/Where She Went'te Adam'ın Mia'dan sonraki hayatını okuyoruz.

Evet, bu kitap tamamen Adam'ın bakış açısıyla anlatılıyor. Bu yüzden ilkinden oldukça farklı bir yerde dursa da Gayle Forman'ın tanıdık kelimeleri size yine çarpıyorlar, merak etmeyin. 

Ondan ailesini alan trajik trafik kazasından sağ kurtulan Mia ilk kitabın sonunda Adam'ın çabalarıyla komadan uyanmıştı hatırlarsanız. Ve Adam ona bir söz vermişti; eğer yaşarsa ve bunu ondan isterse onu yalnız bırakacaktı. Yeter ki yaşasın. İsterse eski hayatından sonsuza dek kurtarabilirdi. Aslında Adam'ın tek amacı âşık olduğu kızın hayatta olduğunu görebilmekti. Mia'nın seçeceği yolun bu olacağını bilemezdi.

28 Aralık 2013 Cumartesi

19. ÜKG Blog Turu: Sins & Needles - Karina Halle



Ellie Watt hayatına sürekli sıfırdan başlamaya alışık biridir. Soyguncu bir çetenin kızı olarak çocukluğunu ailesinin son dolandırıcılığı için kullanılmaya alışık şekilde geçirmiştir. Şimdi daha büyümüş, akıllanmış ve dolandırıcılığı sanat haline getirdiği hayatından emekli olmaya hazırdır. Ama kuru topraklardan oluşan California'daki Palm Valley'e tekrar dönmesi umduğundan daha fazla ayartıcı sebep taşımaktadır; Camden McQueen. Bir zamanlar okulun ucubesi olarak bilinen Camden tanıdığı çocuğa göre daha iri ve kötüleşmiş, kendi işini yöneten yetenekli bir dövme sanatçısına dönüşmüştür. Ellie Camden'ın hala ona aşık olduğuna güvenirken hesaba katmadığı şey ise karşılıksız aşkın zamanla ne kadar kolay saplantıya dönüşebileceğidir.

Camden Ellie'nin onu dolandırma planlarını farkettiğinde ona rededemeyeceği bir teklifte bulunur ama özgürlüğünün bir bedeli vardır ve bu da Ellie ile Camden'ı zorlu bir yolculuktan geçirecektir.
***
"Bu kitap beni tamamen esir etti." - USA TODAY

"Karanlık, cesur ve kesinlikle seksi, Sins & Needles tehlikeli bir yanı olan çağdaş aşk romanı hayranlarının tam aradığı kitap." - Xpresso Reads

"Bu kitap okuyucuyu süratli bir yolculuğa çıkarırken keskin dönüşleriyle daha fazlası için yalvarır halde bırakıyor." - Addicted to Heroines
Çeviri: ÜKG

30 Kasım 2013 Cumartesi

17. ÜKG Blog Turu: Ella ve Micha'nın Sırrı - Jessica Sorensen


ÜKG bu aralar çok çalışıyor. (Benim dışımdaki üyeler tabii.) Çok güzel kitaplara tur yapmaya hazırlanıyoruz. Çok heyecanlıyız. Ella ve Micha'nın Sırrı da o güzel kitaplarımızdan biri.

Ben kitabı daha önce okumuş ve çok sevmiştim o yüzden bende yeri ayrıdır. Ayrıca benim ilk New Adult kitabım olma özelliğini taşır. İlktir ama etkilidir. Micha hiç beklemediğim bir anda hayalimdeki erkek karakterlerden biri olarak karşıma çıkmıştı. Kendisinin sarışın olduğundan bahsetmiş miydim? (Ahem ahem) Anlayacağınız bu turda iyi bir NA  kitabıyla tanışma şansınız yüksek. ÜKG'nin kızları yine harika yazılar hazırladılar. Altta tur programını bulabileceksiniz.

Son olarak Pena Yayınları'nın yepyeni bir yayınevi olduğunu da ekliyorum. İlk turlarını bizimle yapıyorlar ve heyecanımız bu yüzden bir kat daha yüksek. Umarım eğlenceli vakit geçireceğiniz bir tur olur!


28.11.2013 - Kitab-ı Sevda | Yorum
28.11.2013 - Kitap Esintisi | Yorum
29.11.2013 - Romancekolik | Yorum + 2. kitaptan alıntılar (Excerpt)
29.11.2013 - Sevgili Kitap | Yorum + Alıntılar
30.11.2013 - Yorumbaz | Yorum
30.11.2013 - Kitap Hayvanı'nın Günlüğü 
01.12.2013 - Kağıt Kız | Micha için Dreamcast
01.12.2013 - Zimlicious | Yazar Hakkında


Ella ve Micha’nın bir sırrı var ve bu sır, tüm hayatlarını değiştirecek…
Kural tanımaz, tutkulu bir karakteri olan Ella, hislerini korkmadan yaşayan bir genç kızken bir gün her şeyi arkasında bırakıp üniversiteye gider ve burada kurallara itaat eden, tüm sıkıntılarını kendine saklayan, sessiz birine dönüşür. Ancak yaz tatili yaklaşırken evinden başka gidecek bir yeri olmadığını anlayan Ella, geri döndüğünde uzun zamandır içine gömdüğü anıların ortaya çıkmasından çok korkar.
Zeki, seksi ve güvenilir Micha, Ella’ya herkesten daha yakındır, öyle ki onun en gizli sırlarını bile bilir. Micha tanıyıp sevdiği o eski Ella’yı geri istemektedir fakat genç kız evini terk ettiğinde kalbinin bir parçasını geride bıraktığından habersizdir. Micha’ya karşı duyduğu hisleri kendine bile itiraf edemeyen Ella ise her şeye baştan başlamalıdır.
Peki Micha kaybettiği aşkını tekrar kazanabilecek mi?

Evet, ben Ella ve Micha'nın Sırrı'nı daha önce okumuştum. O yüzden bu yazıda kitap yorumu yok. Daha önce yazdığım yoruma bakmak isterseniz buraya tıklayın. Ancak bu yazıda Jessica Sorensen'in Jennifer L. Armentrout'la yarıştığı bir sürü kitabının/serisinin tanıtımını ve Ella ve Micha için hazırlanan playlisti bulabilirsiniz. Haydi başlayalım!

25 Eylül 2013 Çarşamba

15. ÜKG Blog Turu: Dublin Caddesi - Samantha Young


Merhabalar,

Hatırlarsanız ÜKG henüz ÜKG olmadan ilk turunu DEX ile yapmıştı. Şimdi yine bir işbirliği yaparak 1. yılımıza yaklaşırken DEX'in alt markası olan DEX Plus'un ilk kitabını tur kitabı olarak inceleme mutluluğunu sizlerle paylaşıyoruz. 

Bahsi geçen kitap benim ve ÜKG üyelerinin çoğunun daha önce severek okuduğu Dublin Caddesi/On Dublin Street. Yetişkinlere yönelik romans kategorisindeki bu kitabı sizin de merak ettiğinizi çok iyi biliyoruz. Bu turda kişisel nedenlerden ötürü pek fazla emek sarf edemediğimi düşünsem de umarım karakter fihristi ve playlist'ten oluşan yazımı beğenirsiniz. Yardımları için Sevgili Kitap'ın çok sevgili sahibesi Ezgi'ye teşekkürü borç bilirim.

Keyifli turlar!

Tur Takvimi;

19. 09. 2013 | Romancekolik - Karakter Söyleşisi
20. 09. 2013 | Zimlicious - Yazarla Söyleşi
21. 09. 2013 | Yorumbaz - Kitap Yorumu
22. 09. 2013 | Sevgili Kitap - Kitap Yorumu & Alıntılar
23. 09. 2013 | Kitab-ı Sevda - Aşk, Aile ve Arkadaşlık
24. 09. 2013 | Kitap Esintisi -
25. 09. 2013 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Karakter Fihristi & Playlist


Tanıtım:

Joss geçmişte yaşadığı acıları bir kutuya kilitleyip her şeyi unutmak için Amerika'dan İskoçya'ya yerleşmişti ve şimdi yeni bir ev arıyordu.Bulduğu ev Dublin Caddesi'ndeki havalı binalardan birindeydi.Yolda bir adamla karşılaştı.
Takım elbiseli, bronz tenli, çıldırtıcı İskoç aksanlı, maço tavırlı, seksi bakışlı Braden'la.
Joss, Braden'ın her zaman kolunda taşıdığı Barbİe kılıklı kızlardan biri değildi, olmaya da hiç niyeti yoktu.
Ama insan arzularına nereye kadar gem vurabilir?
Kalbiniz başka, beyniniz başka şey söylüyorsa, hangisinin sözünü dinlesiniz?
Trajedi. Seks. Tutku. Kahkaha. Kıskançlık.




5 Ağustos 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu: Falling Into You - Jasinda Wilder


Kesinlikle bu kadar derin ve karanlık bir kitap çıkmasını beklemiyordum Falling Into You'nun. Sandığımdan ağır çıktı. Duygusal anlamda her şeyden çabuk etkileniyorsanız bu kitabı okumamak sizin için hayırlı olabilir. Birazdan da anlatacağım ama şu zavallı kızın çekmediği kalmadı. Colton desen yürek parçalar. E, karakter ölümü de var. Yani okuyup da etkilenmemek elde değil. Hele ki benim gibi bu konularda hassassanız.

Aslında Falling Into You, bir dönem yarım bıraktığım kitaplar arasındaydı. Ne hikmetse o ara birkaç kitaba birden başlayıp yarıda bıraktım. Bunalıma falan girmiştim haberim yoktu herhalde. Gerçi bu kitabı yarıda bırakmam biraz normal karşılanabilir çünkü özellikle ölüm söz konusu olunca yüreğim dayanmıyor. Ki ben en sevdiği çift ayrılınca zırıl zırıl ağlayan bir insanım. Yani belki de bilinçaltım bana "kaç" dedi ama tabii ben ne yaptım? Birkaç ay sonra olsa da okudum bitirdim. Çünkü herkes gibi ben de biraz mazoşistim, evet.

Daha kitabın başında ne olacağını biliyorsunuz. Tanıtımda bile yazıyor. Bile bile lades dediyseniz sizi yazının devamını okumaktan alıkoyamam. Kolay gelsin.

Nell ve Kyle, varlıklı bir aileden gelme iki çocukluk arkadaşı. Kendilerini bildiler bileli birlikteler. Birlikte oyun oynamışlar, okula birlikte gitmişler... Ancak ikisi de büyüyüp serpildikçe aralarındaki dostluk daha farklı bir boyuta ulaşıyor. Kyle'ın gelişen hormonları Nell'in şekillenen vücuduna karşı koyamıyor ve en yakın arkadaşlar sevgili oluyorlar. 16 yaşında başlayan birliktelikleri 2 yıl boyunca mutlu mesut devam ediyor. Bu arada ikili de iyice  birbirine bağlanıyor. Birbirlerine aşk yeminleri edip, geleceği şimdilik görmezden geliyorlar. Ta ki 2 yılın ardından tatilden dönüşte o kaza olana kadar.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Kitap Yorumu: Alaska'nın Peşinde - John Green


John Green'i seviyorum. Hattâ sevmekle kalmıyor, adama ciddi ciddi tapıyorum. Aynı Yıldızın Altında/The Fault in Our Stars'dan sonra elimde bulunan Alaska'nın Peşinde/Looking for Alaska'yi okumamam kaçınılmazdı. O yüzden TFiOS'ın etkisi bünyemden çıkar çıkmaz aldım elime bu kitabı.

Kitap, çok farklı. Çok güzel. Tam John. Ve realistik genç yetişkinlerin en sevdiğim türünde yazılmış. Bana Çavdar Tarlasında Çocuklar/The Catcher in the Rye'ı biraz da her nedense Ölü Ozanlar Derneği/Dead Poets Society'ni hatırlattı. Belirtmeme bile gerek yok aslında ama ikisini de ayrı severim. Herhalde bu yüzden Alaska'nın Peşinde'yi sevmemem mümkün değildi.

Miles Halter, güvenli ev hayatından çıkarak Culver Creek yatılı lisesine yazılır. Miles, sıradan bir çocuk gibi görünebilir. Ancak onun oldukça tuhaf ama bir o kadar da hayran uyandırıcı bir takıntısı var: Ünlülerin son sözlerini ezberliyor. Miles'ın Culver Creek'e gidişi onun "Büyük Belki"yi arama aşkından kaynaklı biraz da. Miles'in François Rabelais'in şiirinden esinlenerek kendine yarattığı ulvi bir amaç bu.

Miles oda arkadaşı Chip, herkesin onu çağırdığı isimle "Albay" ile tanışır tanışmaz adı "Tıknaz" oluveriyor. Hem de Miles son derece cılız olmasına rağmen. Ardından da Alaska'yla tanışıyor. Miles'ın şimdiye kadar gördüğü en farklı ve en güzel kız. Alaska Young bir efsane. Elinden düşmeyen sigarası, vanilya kokusu, kitapları ve ataerkil zihniyete olan düşmancıl tavrıyla Culver Creek'in vazgeçilmez ismi o.

Kitap Yorumu: The Secret of Ella and Micha - Jessica Sorensen


Aslında bu kitabı çok çok önce okumuştum ancak Yorumbaz'ın ısrarları sonucu yorum yazmaya karar verdim. İnanın bana Büşra'nın ısrarıyla tanışmadıysanız kendinizi şanslı saymalısınız. :D

The Secret of Ella and Micha, bir new adult kitabı. Bana göre türünün en iyilerinden biri. Ve aynı zamanda bu türde okuduğum ilk kitap. Aradan bir sürü zaman geçmesine rağmen hâlâ anımsıyorum kitabı rahatlıkla. Çünkü çok sevmiştim. Özellikle Micha'yı... Oraya birazdan geleceğim.

Ella Daniels, doğup büyüdüğü kasabadan kaçmış, 8 ay boyunca Las Vegas'taki üniversitesinde saklanmıştır. Sadece bununla da kalmamış, ismi dışında her şeyini değiştirmiştir. Giyiniş tarzını, tavırlarını... Ve geçmişinden kimseye söz etmemiştir. Tanıdığı kimsenin onu bulmaması için çok çabalamıştır. Aslında Ella'yı arayacak tek bir kişi vardır: Çocukluk arkadaşı Micha. Ella kasabadan ayrılmadan önce yıllarca süren dostlukları daha ileri bir seviyeye geçmek üzeredir fakat Ella Micha'yı ortada bırakıp kaybolunca zavallı Micha tüm zamanını kızı bulmakta harcamıştır.

Ella, yaz tatilini geçirmek için arkadaşı Lila ile beraber doğduğu kasabaya geri döner. Ella'nın bu geri dönüşü eski korkularını da beraberinde getirir. Geçmişiyle tekrar yüzleşmek zorunda kalacak ve elbette Micha'yı tekrar görecektir.

Ella ne kadar Micha'yla başbaşa kalmamak için büyük özen gösterse de şans Micha'dan yanadır ve aralarındaki elektriğin hiç mi hiç sönmediğini çok geçmeden ikisi de fark eder. Aralarındaki ilişki sadece çekim değildir aslında. Ella ve Micha küçüklükten beri birbirlerinin en yakını olmuşlar, her sorunu birlikte aşmışlardır. Onlara kendi anne babalarından daha iyi muamele eden Grady'i de tekrar görme imkanı bulur Ella.

20 Nisan 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu: Never Too Far - Abbi Glines


Never Too Far, Fallen Too Far'ın devam kitabı. Fallen Too Far yorumumu buradan okuyabilirsiniz.

Blaire ve Rush'un hikâyesi kaldığı yerden devam ediyor Never Too Far'da. Biraz anlatmaya başlamadan önce uyarımı yapayım hemen: Sevgili okur, Fallen Too Far'ı okumadıysan ya da okumak istiyor ama spoiler almak istemiyorsun burada ne işin var? Kapat hemen o sekmeyi! Çünkü büyük ihtimalle birkaç bir şey okuyacaksın ilk kitabın sonu hakkında. Sonra uyarmadı deme.

Nerede kalmıştık? Hah. Babası ve üvey annesinin, annesi hakkında attığı iftiralara dayanamayan Blaire son olarak şehri terk ederek doğduğu kasabaya dönmüştü. Ancak bedeninin orada olması aklının ve kalbinin bıraktığı yerde, yani Rush'un yanında kalmadığı anlamına gelmiyor elbette. Blaire hâlâ deli gibi seviyor Rush'ı. Ama ondan sakladığı sırdan ve yaşananlardan sonra birlikte olamayacaklarını düşünüyor.

Peki, ya Rush? Ah, o derbeder bir hâlde! Evden dışarı adımını atmıyor. Blaire'ın gidişiyle adeta yıkılmış çocukcağız. Kim ne yaparsa yapsın eski hâline getiremiyor onu. Tek umudu bir gün Blaire'in ona dönecek olması. Ama umutlar da tükenir değil mi? Bakalım gerçekten öyle olacak mı...

Henüz kitabın başındayken Blaire'in hamile olduğundan şüphelenmeye başlıyoruz. Doğru olup olmadığını söylemeyeceğim. Ama açıkçası bu durumu fazla klişe buldum. Hani "E, romans kitabından ne bekliyorsun ki?" diye sorabilirsiniz; fakat çok tahmin edilebilirdi be. 

18 Nisan 2013 Perşembe

Kitap Yorumu: Fallen Too Far - Abbi Glines


Artık resmileşti: Ben bir new adult bağımlısıyım!

Fallen Too Far, bu kategori içinde en çok konuşulan kitaplardan biri herhalde. Kitabın uzun zamandır farkındaydım lâkin kitap okuma hastalığına yeniden tutulduğum şu günlerde ancak okuyabildim. Kitap oldukça kısa aslında. Zaten romans kitaplarını çok hızlı okurum; eh, bu kadar kısa olup da aynı zamanda sürükleyici olunca da Fallen Too Far'ı bir oturuşta bitiriverdim.

Öncelikle kapak resminin çok hoşuma gittiğini belirtmeliyim. Karakterlere ve konuya aşırı uygun olduğunu düşünüyorum. O soft renkler ve yazı tipiyle daha bir uyumlu olmuş. Her gördüğümde şöyle bir bakmadan edemiyorum. Evet, tıpkı kapaktaki gibi kadın kahramanımız Blaire platin sarısı saçlı, genç bir kız. Erkek kahramanımız Rush ise manken vücutlu, rockçı tipli bir afet.

New adult kitaplarını artık çoğunuz biliyorsunuzdur. Üniversite çağlarında geçiyor ve young adult kitaplarına göre daha fazla cinsellik, küfür gibi yetişkin unsurlar içeriyor. Ama bir yetişkin kitabı gibi detaylı değil elbette. Ancak okuduğum new adultlar arasında, Fallen Too Far cinselliğin en açık işlendiğiydi. Bu beni rahatsız etti mi? Hayır. Sadece bir uyarı niteliğinde belirtme gereği duyuyorum.

Kitabın başında on dokuz yaşındaki, annesini yeni kaybetmiş Blaire gidecek başka bir yeri olmadığı için yıllardır yüzünü görmediği babasının evine gidiyor. Tabii elinde silah olmasına rağmen henüz saf olan kızımız babasının yeni karısıyla tatilde olacağını tahmin edemiyor. Elinde 20 dolar ve kamyonetinden başka bir şey yok Blaire'ın. Babasının evinde, daha sonra üvey kardeşi olduğunu öğreneceği ve aslında evin sahibi olan Rush'ın öküz tavırlarını görünce de sokakta yatmayı bile düşünüyor.

17 Nisan 2013 Çarşamba

Kitap Yorumu: Ten Tiny Breaths - K.A. Tucker


“Just breathe. Ten tiny breaths … Seize them. Feel them. Love them.” 
"Sadece nefes al. On küçük nefes. Benimse onları. Hisset onları. Sev onları."

Ten Tiny Breaths... "Ne kitaptı ama!" diye bileceğim nadir eserlerden. Hararetle geçen vize dönemimin sonlarına yaklaşırken, fena hâlde New Adult açlığı çekmekteydim. O duyguyu size anlatamam. Bir tane okumak için birkaç parmağımı feda edebilirdim! Ancak sınavlar o kadar yoğundu ki değil okumak, elime bir kitap bile alamadım. Son 1 tane kalmışken, dün bu açlığımı sonunda dindirmeye karar verdim. 

Bu kitap hakkında çok şey okudum diyemeyeceğim. Çünkü okumadım. Birkaç yoruma şöyle bir göz attım. Ancak Goodreads puanı 4.36. Ve canım aşırı şekilde depresyona sokacak bir kitap çektiği için -hep Hanife (Romancekolik)'den bulaştı bunlar- ilk olarak elim Ten Tiny Breaths'e gitti.

Dediğim gibi, kitap hakkında pek bir şey okumadım ve iyi ki de öyle yapmışım! Başka türlü bu kadar duyguyu aynı anda yaşayamazdım. Hakikaten bir duygu patlaması yarattı bende kitap. Özellikle yarısını geçtikten sonra her şey o kadar üst üste ve dolu dolu geldi ki, bir ara ne hissedeceğimi şaşırdım. Karakterlerin kurgulanışını çok gerçekçi buldum. Ve kurgunun da aynı şekilde. Öyle her şey bir anda olup bitmiyordu. 

Biraz kitabın içeriğini anlatacak olursam; Kacey anne-babasını, en yakın arkadaşını ve erkek arkadaşını bir araba kazasında, kendinin de içinde olduğu bir kazada, kaybetmiştir. O günden beri tamamen başka bir Kacey olmuş, hayata yalnızca on beş yaşındaki kız kardeşi Livie için tutunmuştur. İki kardeş, teyze/halalarının yanında kalmaktadırlar ancak kadının kocasının bir gece Livie'yi taciz etmesinden sonra Kacey kardeşini de alarak Miami'ye kaçar. İkisi, orada yeni bir hayat inşa etmeye çalışırlar. Eski püskü bir apartman dairesine taşınırlar. Ancak taşındıkları apartmanda özellikle Kacey'nin hayatta istemeyeceği bir şey onları beklemektedir.

6 Nisan 2013 Cumartesi

9. ÜKG Blog Turu: Tatlı Bela - Jamie McGuire


ÜKG'nin 9. blog tur kitabı Yabancı Yayınları'ndan çıkan ve çok konuşulan Tatlı Bela. Yani bu turda kitap hakkında pek çok yorum, tanıtım okuma şansına sahip olabileceksiniz.

Tur takvimi;

04.04 | Kitab-ı Sevda - Ön Okuma + Tatlı Bela Öncesi, Sonrası ve O An
05.04 | Kağıt Kız - Kitap Yorumu + Bad Boy Olmanın Altın Kuralları
05.04 | Kitap Esintisi - Kitap Yorumu
06.04 | Yorumbaz - Kitap Yorumu + Buradan Bir Bad Boy Geçti!
06.04 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Kitap Yorumu + Soundtrack
07.04 | Zimlicious - Yazar ile Röportaj
07.04 | Romancekolik - Kitap Yorumu


Tanıtım:


Tür: Yeni Yetişkin,  Romans
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 424
Orijinal Ad: Beautiful Disaster
Orijinal Dil: İngilizce 
Çeviren: Boran Evren



Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. İyi kız ve kötü çocuk… Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi? Tatlı Bela sadece bir “bestseller” değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.







26 Ocak 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu: Reaper's Property - Joanna Wylde


Aslında kitabı o kadar da sevmedim. Bitirdikten sonra şöyle bir bakıp, "Neden 3 verdim ki şimdi buna? 2'yi hak ediyordu hani." demiştim. Ama vermiş bulundum bir kere. Hem sıkılmadım da. O yüzden o 1 puanı sıkmamasının hatrına veriyorum. Yoksa öyle aman aman bir kitap değil.

"Neden bu yargıya vardın şimdi?" diye soracak olursanız, bir kere hem kız (Ne kızı, kadın işte! Kaç yaşına gelmiş kadın.) çok saf. İlk başlarda inatçı çıktı, ağzının payını verecek adama diye düşünüp sevinirken, bir baktım aslında hiç de öyle değilmiş. Adam desen çok değişken ruhlu. Tek bir şey, hem de kıza hak verdiği bir şey, için Marie'ye yapmadığını bırakmadı. Bir iyi yönünü gösterdi bir kötü. Ama bu dengesizlik aşamasına geldi artık. Yok ama, Horse yine okunuyordu bir nevi, beni asıl sinir eden kadındı. 

Dağınık bir yorum olma yolunda hızla ilerliyor bu yazı. En başa döneyim en iyisi. Kitabı okumamı sağlayan şey, Goodreads'de gördüğüm şu yorumdu. Sonra Romancekolik, Kitap Esintisi ve Kağıt Kız'la gaza gelip okumaya karar verdik. Aynı anda başladık ve ilk önce ben bitirdim. (Kötü adam kahkahası.) Hakikaten hızlı okunan bir kitap. Ya da eskisine göre yavaş olduğunu düşündüğüm okuma hızımı geri getirdiği için ben öyle düşünüyorum. Zaten sevmemin bir sebebi de bu.

13 Ocak 2013 Pazar

Kitap Yorumu: Pushing the Limits - Katie McGarry


Pushing the Limits hiç beklemediğim kadar duygulandırdı beni. Bazen bazı kitaplar oluyor, büyük bir umutla başlıyorum, duygusallık hat safhadadır diyorum, bir bakıyorum fos çıkıyor. Gerçi ağlamak için kitap okumadım hiçbir zaman. Zaten ağlamam da kolay kolay; şimdiye kadar gözlerimin dolduğu kitap sayısı çok azdır. Ancak Pushing the Limits en beklenmedik biçimde kalbimi sıkıştırdı. Özellikle bir young adult kitabından hiç mi hiç beklemiyordum bunu.

Beni neden etkilediğinin detaylarına az sonra döneceğim. Şimdi biraz konusundan bahsedeyim.

Echo Emerson, bir zamanların popüler kızı şimdi herkesten kaçıyor. Eskiden okulun en havalı çocuğuyla çıkıp, tüm aktivitelerde yer alırken artık en yakın arkadaşından bile uzak duruyor. Bunların hepsi, yani eski hayatı ise tek bir gecede yok oldu. Echo'nun kollarında, ısrarla sakladığı yaraların oluştuğu gece.

Bir de Noah'ımız var. Noah Hutchins Echo'nun aksine her şeyi boş vermiş, kötü çocuk imajıyla ün salmış bir genç adam. Kimseyi umursamıyor, herkesle dalga geçiyor, hattâ ot bile içiyor. Tabii onun böyle olmasının da bir sebebi var. Noah'ın annesi ve babası birkaç yıl önce evde çıkan bir yangında ölmüş. Noah ve iki küçük erkek kardeşi öksüz kalınca kardeşleri Jacob ve Tyler geçici olarak evlatlık verilirken, Noah da kısa zaman içinde birkaç tane değiştirmek üzere başka bir ailenin yanına verilmiş.

27 Kasım 2012 Salı

Kitap Yorumu: Knight - Kristen Ashley


Dikkat!

Bu kitap bildiğiniz kitaplara benzemez! Bol miktarda küfür, aşırı derecede sahiplenici bir alpha male içerir. 

Uyarımı şimdiden yapıyorum ki, merak edip de okuyanlar "Aaa, bu neymiş böyle yahu? Ne okumuş bu kız?!" demesin. Çünkü bu kitabı herkes sevemez. Sevmeniz için alpha male dediğimiz, sahiplenici, otoriter, dediğini yaptıran erkek karakterlerden hoşlanmanız gerek. Eğer bu kritere uyuyor, "argo ve küfür beni hiç rahatsız etmez canım" diyorsanız o halde okumayı göze alabilirsiniz.

Dediğim gibi, Knight oldukça farklı bir kitap. Bundan önce, aynı etiketlerle anılan Bared to You'yu okumuştum ve açıkçası Gideon'u bu kadar sevmemiştim. Knight'ta bir şey var... Pek çok yönüyle aykırı olsa ve şöyle bir düşününce "yuh artık, yok canım!" dedirtecek şeyler yapıp söylese de adam kendini sevdiriyor. Sanırım mesele 'hissetmek.' 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...