düşmüş melek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşmüş melek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2012 Cuma

Kitap Yorumu: Sweet Evil - Wendy Higgins


Bu kitap için çok karışık duygular beslemekteyim. Öncelikle melek-şeytan temalı ama bu türdeki diğer kitaplardan oldukça farklı olduğunu belirtmeliyim. Başta fazla tipik gelmişti ama olayların iyice içine girince beni de içine çekti. Gözümü kırpmadan okudum. Kitabın ilk yarısını okuduktan sonra kendi kendime "bir 3'lük kitap daha" demiştim ama sonları beni çok şaşırttı. Şimdi elim 3 vermeye gitmiyor.

Anna Whitt on altı yaşında, sıradan bir lise öğrencisi. Derslerinde iyi, sosyal hayatı pek yok, tek arkadaşı Jay adında bir oğlan. Anna'nın tuhaf bir yanı da var; o auraları görebiliyor. Bir gün Jay'in en sevdiği grubun konserine gittiklerinde Anna grubun batericisini görüyor. Kaiden Rowe. Kahverengi saçlı, mavi gözlü, karanlık, gizemli ve tehlikeli görünüşlü. Şimdiye kadar hep iyi bir kız olmuş olan Anna, Kaidan'ı gördükten sonra kızlar tuvaletinde sırf hakkında konuşuyorlar diye Kaidan'la ilgili bir yalan söylüyor. Konserden sonra sahne arkasında karşılaşıyorlar ve Kaidan onu garip sorulara boğuyor. Bu sırada Anna yeteneklerinin auralarla sınırlı olmadığını, sesleri ve kokuları da çok iyi duyabildiğini fark ediyor.

29 Ocak 2012 Pazar

Kitap Yorumu: Tutku - Lauren Kate


 Düşüş serisinin 3. kitabı Tutku da bitmiş bulunuyor.

Goodreads'te yine klasik bir Düşüş notu verdim bu kitaba da. Nedense 3 yıldızdan fazlası içimden gelmiyor.

Gelelim eksilerine artılarına. Bir kere ikinci kitabından daha hızlı okudum. Belki okurken ki ruh halimden kaynaklı ama Tutku'yu daha çabuk bitirdim. Azap'ın sonunda bir Duyurucu'nın içine girip geçmişe yolculuk yapmaya karar vermişti Luce, Tutku da aynen öyle başlıyor. Luce'un giderek geçmişe, daha da geçmişe seyahat etmesi ve orada eski benlikleriyle -tabii aynı zamanda eski Daniel'lerle- karşılaşması geniş bir yer tutuyor. Fazlasıyla monoton olduğuna inandığım kızımız Luce bir şekilde eski benliklerinin içine girip onların hissettiklerini hissetmeyi öğreniyor. Bu arada unutmadan, bir Duyurucu'nın içinde tanıştığı yeni yol göstericisi Bill hikayeye birazcık da olsa renk katmış. Melankolik aşıklar iyi, güzel, hoş sayın Kate ama bana göre bu türde bir kitap eğlenceli unsurlarla beslenmeli aynı zamanda. Yazar bu açığı Bill'le kaparmak istemiş olsa da yine fazla öne çıkamıyor.

Vee gelelim finale. Bu kitabı okurken sonlara doğru "Daha ne kadar geçmişe gidecek bu kız? İlk insan zamanına kadar yolu var." demiştim. Söylediğime benzer bir şekilde Luce, peşinde onu arayan Daniel'le bayağı bir geçmişe gitti. Kitabın sonu ise şaşırtıcılıktan uzaktı. (Spoiler vermemek için burayı biraz anlamsızlaştırıyorum) Birden ortaya çıkan kötü mü kötü düşmandan kahramanlarımız öyle hızlı kurtuldular ki ne oldu anlayamadım. O yüzden son kısımları hem çok tahmin edilebilir hem de aksiyon bakımından noksandı.

Sevgili Lauren Kate'e son sözüm: Cam'e daha fazla yer vermelisin. İlk iki kitapta oradan buradan çıkartarak potansiyel kötü haline getirdin çocuğu. Ben o haliyle yine sevdim. Ama birden bu serideki her karakter gibi melonkolinin içine sokup nedenini de geçmişte yaşadığı -ve hiçbir duyguyu hissettirmeden anlattığın- hayalkırıklığına bağlayamazsın.

4. kitap Rapture'u sırf meraktan okuyacağımı bildiriyor ve umarım bu serinin 'gerçekten' son kitabı olur diyorum.


Bu da Rapture'un beğeniye sunulan kapağı:


Puan: 3


30 Ocak 2011 Pazar

Kitap Yorumu: Fısıltı - Becca Fitzpatrick




Yine kendimi tutamadım ve bir Young Adult kitabına daha vurdum kendimi. Aslında seviyorum ne yalan söyleyeyim. Bazıları çileden çıkarıyor ama bu kitaplardaki harika karakterleri gerçekten varmış gibi düşünmek, hissetmek insana huzur veriyor.

“Bütün sınıf arkadaşlarımın isimlerini biliyordum… biri hariç. Yeni öğrenci… Arkamdaki sırada, serinkanlı siyah gözleri karşıya sabitlenmiş bir hâlde kaykılmış oturuyordu…
Siyah gözleri beni âdeta delip geçiyordu. Dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Kalbim bir an tekler gibi oldu ve o bir anlık duraksamada, kasvetli bir karanlık duygusunun bir gölge gibi üzerime örtüldüğünü hissettim. Bu duygunun kaybolması sadece bir an sürdü, ama ben hâlâ ona bakıyordum. Gülümsemesi dostça değildi, bela kelimesini heceleyen bir gülümsemeydi. Ve vaat doluydu.”


Diyor Nora tanıtım yazısında. Nora Grey. On altı yaşındaki, erkeklerle arası pek iyi olmayan lise öğrencisi. Babasını yakın bir zamanda kaybetmiş ve annesiyle birlikte Coldwater'a uzak bir çiftlik evinde yaşıyor. Arkadaşı Vee'yle canlanan sıradan bir hayatı var. Bundan sonraki cümleyi tahmin ediyorsunuz sanırım: Patch'le tanışana kadar. Patch Cipriano, Nora'nın yeni biyoloji partneri oluyor ve kızın hayatına aniden sızıveriyor. Simsiyah gözleri ve saçları, uzun, kaslı vücudu ve tüm yakışıklılığıyla Nora'yı büyülüyor. Kızımız Patch'in gizemli bir o kadar da karanlık kişiliğinden ürkse de ondan uzak kalamıyor ve bir şekilde yolları hep kesişiyor. Birkaç ürkütücü deneyimden sonra Patch'e olan korkusu ve ilgisi giderek artıyor. Kitabın içeriğiyle ilgili fazla detaya girmeyeceğim.

Kapak ve tanıtımdan da anlayacağınız gibi romanımız Düşmüş Melekleri konu alıyor. Klasik insan-doğaüstü varlık aşkı diyebilirsiniz. Ama ben kitabı farklı buldum ve çok sevdim. Öncelikle Patch'in kötü çocuk olmasının beni etkilediğini inkar edemem. (N'apayım kötü adam sevdamın önüne geçemiyorum) Bunun yanında okurken uzun zamandır bir kitabı okurken gülmediğimi fark ettim. Kitap bazı yerlerde beni gülümsetti, bazı yerlerde ise kahkaha attırdı. Son bölümler ise nefes kesecek kadar heyecanlıydı. Tüm bunlar için bile okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kısa yorumum:

Eğlenceli, ürkütücü ve baştan çıkarıcı. -Darkshadow

Ve durun daha bitmedi... Serinin ikinci kitabı Crescendo da yolda ve yazar kısa bir süre önce üçüncü kitabın -Silence- olacağını Hush, Hush serisinin son kitabının bu olacağını açıkladı. Söylemeden geçmeyeyim; Türkiye'de uzun zamandır görmediğimiz ciltli kapakla yayınlandı ve insanı kendine hayran bırakacak kadar mükemmel duruyor.

Yeni bir yorumda görüşmek üzere...

Puan: 4


25 Ocak 2011 Salı

Kitap Yorumu: Azap - Lauren Kate


Vee Azap da bitti... İlk kitabı "Düşüş"e nazaran çok daha güzeldi. Ama hala aklımda o kadar soru işareti var ki ne zaman çözülecekler bilemiyorum.

Kapak tasarımı her zamanki gibi harika. Bu seriye gotik kapakları çekmişti beni zaten. İçeriğe gelecek olursak; her şeyden habersiz kızımız Luce erkek arkadaşı Daniel'ın ısrarlarıyla yeni bir okula gönderiliyor. Shoreline adlı bu yeni okulu Sword&Cross'tan tamamen farklı. Daha modern, daha lüks ve daha insancıl. Luce çok geçmeden okulda Nefilim denilen insan ve melek karışımı öğrencilerin olduğunu öğreniyor. Ve hala Daniel'ın ona olanları anlatmamasına içerlemeye devam ediyor. Okuldaki yeni arkadaşlar Shelby, Miles, Dawn, Jasmine'le iyice kaynaşıyorlar. Bu arada gelmeyeceğini söylemesine rağmen Daniel arada bir uğrayıp Luce'un iyice kafasını karıştırıyor. Ve bu arada ilk kavgalarını da ediyorlar. Okulda Luce, gölgeler hakkında birçok şey öğreniyor. Aslında duyurucu oldukları ve ona geçmiş yaşamından sahneler izletebilecekleri gibi...

Duyurucuları yönlendirmeyi öğrendiğinde geçmiş hayatı ile ilgili küçük bilgilere erişiyor. Ve Cam'in onu kurtardığı başka bir gün de peşinde Sürgün adı verilen meleğimsi yaratıklar olduğunu anlıyor. Ve Daniel'la yaşadığı karmaşa sürerken karizmatik nefilim arkadaşı Miles'dan da hoşlandığını fark ediyor.

Konunun eşsiz olduğu aşikar ama daha önce de belirttiğim gibi gerçekleri Luce'la birlikte keşfettiğimiz için kimi zaman çileden çıkarıyor. Örneğim; Cam ve Daniel'ın neden ittifak yaptığını kitabın sonunda öğreniyoruz. Ve kitap gerçekten şaşırtıcı bitiyor. Ayrıca serinin kitaplarının bu kadar uzak aralarla çıkması bir önceki kitabı tekrardan okuma fırsatı bulamayanlar için çok kötü. Okurken anladım ki unuttuğum çok yer varmış. Üçüncü kitabın Kasım 2011'de yurtdışında çıkacağı düşünülürse yine aynı şeyi yaşayacağız gibi geliyor.

Bu arada serinin üçüncü kitabı Passion yani "Tutku"nun kapağı da geçtiğimiz günlerde belli oldu.


Puan:


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...