çağdaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağdaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2014 Cuma

Kitap Yorumu: Stolen: A Letter to My Captor - Lucy Christopher


Çok sevgili yazarım Maggie Stiefvater'ın favorileri listesinde görüp de okunacaklar listeme eklediğim, sonra da yıllar sonra hatırıma düşüp okuduğum kitaplardan biri daha Stolen.

Günlerden bir gün Kitap Hayvanı'nın kısa zaman içinde yetiştirmesi gereken bir ödev varmış. Bu ödev için de okuması gereken bir kitap. Ama bizim Kitap Hayvanı ne yapmış; gitmiş en olmaması gereken anda kendine bu kitabı bulup bir anda başlamaya karar vermiş. Ardından saatlerce okumuş ve yarım günde bitirmiş.

Kısa ancak ibretlik masalımdan da anlaşılacağı üzre Stolen elimden sadece üç ya da dört kez bırakıp soluksuz okuduğum kitaplardan biri oldu.

Gemma, ailesiyle beraber bulunduğu Bangkok havaalanında ona tuhaf bir şekilde tanıdık gelen bir yabancı ile tanışır. Ve daha sonra o yabancı tarafından kaçırılır. Onu esir alan adam tarafından çok uzaklara, Avustralya'ya kadar götürülür ve ansızın kendini hiçliğin ortasında, medeniyetten ve kaçma imkânı olabilecek her şeyden yoksun sadece onunla, yani Ty'la baş başa bulur.

Ben görmeden önce gördün sen beni. Ağustos'un o gününde, havaalanında; gözlerinde o bakış vardı, sanki benden bir şey istiyordun, sanki o şeyi çok uzun zamandır istiyordun. Kimse daha önce bana öyle, bu yoğunlukta bakmamıştı. Beni huzursuz etti, şaşırttı sanırım. O mavi masmavi gözler, buz mavisiydiler ve onları ısıtmamı beklermiş gibi bana bakıyorlardı. Güçlülerdi ve biliyorsun, o gözler, oldukça güzeldiler de.

Henüz on altısında olan Gemma bu muhtemelen kaçık adamın kendisinden ne istediğini bile bilmemektedir. Ancak Gemma elinden gelen her şeyi dener. Kaçmaya çalışır, Ty'a zarar vermeye hattâ onu öldürmeye çalışır. Ne yazık ki çölün ortasında, Ty'ın kendileri için yarattığı ve ne haritalarda ne de başka bir yerde var olan bir yerde sıkışıp kalmıştır.


7 Şubat 2014 Cuma

Kitap Yorumu: Kâğıttan Kentler - John Green


Bir John Green fırtınasıdır gidiyor. Aynı Yıldızın Altında, Alaska'nın Peşinde derken Green'in Türkçede yayımlanan son kitabı Kâğıttan Kentler oldu. Pegasus Yayınları'nın yine ciltli bastığı kitabı çok sevgili bir dostum ile beraber bir tür yeniyıl değiş-tokuşunda almıştım. Yani şöyle oldu; "Neden birilerinin bize hediye almasını bekleyelim, (Zaten kimse almayacak)" dedik ve ikimiz de istediğimiz kitapları birbirimize aldık. Ben ona defalarca övdüğüm Aynı Yıldızın Altında'yı aldım, o ise bana Kâğııttan Kentler'i. Hemen o gün kitapları değiştik ve ta-da! Galiba bu işten en zararlı çıkan o oldu çünkü geçtiğimiz günlerde bana ne kadar etkilendiğini anlatıyordu.

Margo Roth Spiegelman, Quentin Jacobsen'in çocukluğundan beri uzaktan izleyerek hayranlık duyduğu komşusu. Margo popüler. Margo güzel. Margo zeki. Margo farklı. Margo maceraperest. Quentin, daha çok seslenildiği adıyla Q, ise onunla çocuklukta bir süre oynamış sıradan bir çocuk işte. Uzun zamandır doğru düzgün konuşmamışlar. Ancak Q, Margo'nun imza attığı aktivitelerden haberdar. İçten içe tek dileği çocukken olduğu gibi onlardan birine davet edilmek.

Margo'nun Q'nun hayatına yeniden girişi ani bir şekilde oluyor. Bir gece çocukcağızın penceresinde beliriyor. Tamamen aksiyona hazır vaziyette. Onu maceralarından birine davet ediyor. Bu zamana kadar bu tür şeylerden uzak kalmış ve mezuniyetine haftalar varken yakalanmaktan korkan Q başta çekingen davransa da konu Margo olunca ister istemez kabul ediyor.

27 Ağustos 2013 Salı

Kitap Yorumu: Struck By Lightning: The Carson Phillips Journal - Chris Colfer


Sen nasıl tatlı bir kitapsın öyle!

Struck By Lightning tam Chris'den beklediğim gibi bir kitaptı. Komik, eğlenceli, azıcık da duygusal. Chris Colfer'i tanımayanlar vardır belki diye söylüyorum (gerçekten var mı öyle insanlar?) kendisi Glee'de meşhur olup gözümüzün önünde bebelikten süper seksi bir adama dönüşmüş, ardından The Wishing Spell adlı ilk çocuk romanını yayımlamıştır. Aynı zamanda The Wishing Spell ilk kitabı. Sonra Struck By Lightning'i yazdı ve son olarak The Wishing Spell'in devam kitabı The Enchantress Returns geçtiğimiz ay çıktı.

Sevimlilik abidesi olması ve eşsiz bir sese sahip olmasının yanında yetenekli bir yazarmış da, bu kitapla onu anladım. Görüldüğü üzere ben Chris'i çok severim. Gelsin abim olsun (zaten benden iki yaş büyük, hayatımı sorgulamama neden oluyor bu çocuk), ailemizin bir ferdi olsun, birlikte nerdlüğün dibine vuralım istiyorum. Tabii bu isteklerim gerçekleşiyor mu, hayır. Hiç oralara girmeyelim bence şimdi.

Konuyu Struck By Lightning'e, yani Carson Philips'in günlüğüne, döndürecek olursam; Carson Phillips hayatını gazeteci olmaya adamış bir lise son sınıf öğrencisi. Tek amacı var; Northwestern'de okuyup daha sonra The New Yorker'da editör olarak doğup büyüdüğü ve nefret ettiği kasabadan kurtulmak.

Carson'un bildiğin berbat bir ailesi var. Babası annesini terk ettikten sonra adamı ancak iki kere görebilmiş. Annesi hayatı içki içip kendini kaybetmekten ibaret olan bir kadın. Tek sevdiği büyüğü Alzheimer hastası olan büyükannesi. Eh, okulda da çok sevildiği söylenemez. Uzun lafın kısası, hayalleri Carson'un "tutunabileceği" tek şey.

6 Nisan 2013 Cumartesi

9. ÜKG Blog Turu: Tatlı Bela - Jamie McGuire


ÜKG'nin 9. blog tur kitabı Yabancı Yayınları'ndan çıkan ve çok konuşulan Tatlı Bela. Yani bu turda kitap hakkında pek çok yorum, tanıtım okuma şansına sahip olabileceksiniz.

Tur takvimi;

04.04 | Kitab-ı Sevda - Ön Okuma + Tatlı Bela Öncesi, Sonrası ve O An
05.04 | Kağıt Kız - Kitap Yorumu + Bad Boy Olmanın Altın Kuralları
05.04 | Kitap Esintisi - Kitap Yorumu
06.04 | Yorumbaz - Kitap Yorumu + Buradan Bir Bad Boy Geçti!
06.04 | Kitap Hayvanı'nın Günlüğü - Kitap Yorumu + Soundtrack
07.04 | Zimlicious - Yazar ile Röportaj
07.04 | Romancekolik - Kitap Yorumu


Tanıtım:


Tür: Yeni Yetişkin,  Romans
Yayıncı: Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 424
Orijinal Ad: Beautiful Disaster
Orijinal Dil: İngilizce 
Çeviren: Boran Evren



Abby Abernathy karanlık geçmişiyle arasına mesafe koymuş olan, alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız, fakat hayatını dövüşerek kazanan ve vücudu dövmelerle kaplı yakışıklı Travis Maddox onun hayatını değiştireceğe benziyor. İyi kız ve kötü çocuk… Bu birliktelik bir aşkın mı habercisi yoksa bir felaketin mi? Tatlı Bela sadece bir “bestseller” değil, uluslararası bir fenomen. Yayımlandığı günden beri tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu kitabı okumayan kalmayacak.







26 Ocak 2013 Cumartesi

Kitap Yorumu: Reaper's Property - Joanna Wylde


Aslında kitabı o kadar da sevmedim. Bitirdikten sonra şöyle bir bakıp, "Neden 3 verdim ki şimdi buna? 2'yi hak ediyordu hani." demiştim. Ama vermiş bulundum bir kere. Hem sıkılmadım da. O yüzden o 1 puanı sıkmamasının hatrına veriyorum. Yoksa öyle aman aman bir kitap değil.

"Neden bu yargıya vardın şimdi?" diye soracak olursanız, bir kere hem kız (Ne kızı, kadın işte! Kaç yaşına gelmiş kadın.) çok saf. İlk başlarda inatçı çıktı, ağzının payını verecek adama diye düşünüp sevinirken, bir baktım aslında hiç de öyle değilmiş. Adam desen çok değişken ruhlu. Tek bir şey, hem de kıza hak verdiği bir şey, için Marie'ye yapmadığını bırakmadı. Bir iyi yönünü gösterdi bir kötü. Ama bu dengesizlik aşamasına geldi artık. Yok ama, Horse yine okunuyordu bir nevi, beni asıl sinir eden kadındı. 

Dağınık bir yorum olma yolunda hızla ilerliyor bu yazı. En başa döneyim en iyisi. Kitabı okumamı sağlayan şey, Goodreads'de gördüğüm şu yorumdu. Sonra Romancekolik, Kitap Esintisi ve Kağıt Kız'la gaza gelip okumaya karar verdik. Aynı anda başladık ve ilk önce ben bitirdim. (Kötü adam kahkahası.) Hakikaten hızlı okunan bir kitap. Ya da eskisine göre yavaş olduğunu düşündüğüm okuma hızımı geri getirdiği için ben öyle düşünüyorum. Zaten sevmemin bir sebebi de bu.

27 Aralık 2012 Perşembe

Kitap Yorumu: The Perks of Being a Wallflower - Stephen Chbosky


Ah Charlie, vah Charlie...

The Perks of Being a Wallflower'ı aslında çok önceden duymuştum. Birkaç yıldır pek çok okurun listesinin başköşesindeydi kitap. Bu sene filmi çıkınca daha bir göze batmaya başladı. Filmi izlemeden kitabını okumak her zaman daha cazip gelmiştir bana. Çoğu zaman hayal kırıklığına uğrasam da kafamda yarattığım sahnelerle yönetmenin yarattığı sahne arasındaki farklılıkları bulmak bile bana zevk verir. Hem kitabı deli gibi merak ettiğimden -eğer Tumblr hesabınız varsa John Green kitapları ile beraber en çok fotoğrafı çekilen kitaplardan biri olduğunu biliyorsunuzdur- hem de kadrosuna hayran kaldığım filmi izlemek istediğimden kitabı okumak niyetindeydim. Ancak genelde yaptığım gibi belirli bir zaman ayırmamıştım kitaba. Her şey spontane gelişti. Bir gecede kitabı edindim; sonraki gün ise sayfalarının arasında kaybolmuştum. Bir gün içinde bitirdim.

“And in that moment, I swear we were infinite.” 

Bu yazıyı yazarken kitabın beni ne kadar etkilediğini bir kere daha fark ediyorum. Çünkü kapak resmini indirirken duygulandım. Evet, çok sevmişim. Ama neden? Oralara geleceğim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...