8 Mayıs 2012 Salı

Kitap Yorumu: Kırmızı Eldiven (Lanet İşleyiciler #2) - Holly Black


Tanıtım:

Aşk bir lanettir.

Lanetler ve pis işler.
Büyü ve mafya.

Cassel’in dünyasında bunlar birbirinden ayrı düşünülemez. Cassel de hep sıradan biri olduğunu düşünürdü ama bir gün hafızasının ağabeyleri tarafından değiştirildiğini fark etti. Artık gerçeği biliyor: kendisi, gelmiş geçmiş en güçlü lanet işleyicilerden biri. Tek bir dokunuşla her şeyi, herkesi bambaşka bir şeye dönüştürme yeteneğine sahip.

İşte sevdiği kız, Lila da bu şekilde bir dönüşüm yaşamıştı. Lila artık yeniden bir insan. Ancak sorun şu ki, Cassel’in duygu işleyicisi olan annesi, Lila’yı Cassel’i sevmesi için lanetledi. Ve eğer Lila’nın aşkı Cassel’in hafızası kadar güvenilmez ise artık her şeyin gerçekliği sorgulanabilir.

Cassel’in büyük ağabeyi öldürülünce federaller, ellerindeki tek ipucundan bir şey çıkarabilmek için Cassel’i görevlendiriyor. İpucu ise kırmızı eldivenli bir kadının kamera görüntüsünden başka bir şey değil. Ve fakat şimdi mafya da Cassel’in peşinde, onun ne kadar değerli bir lanet işleyici olduğunu onlar da biliyor. Cassel, hayatta kalabilmek için hem federallerden hem de mafyadan bir adım önde olmak zorunda. Ama kimseye, hatta kendine bile güvenemezken bunu nasıl başaracak?

Aşk bir lanettir ve kaybetmesi çok tehlikeli olan bir oyunda dolandırıcılık, bazen tek çıkar yoldur.

Yorum:

Eğer sürekli bir young-adult okuyucusuysanız bu türde çıkan kitapların giderek nasıl sıradanlaşıp birbirine benzemeye başladığını fark etmişsinizdir. İşte Holly Black bu benzerlikten sıyrılabilen, yetenekli yazarlardan biri. Lanet İşleyiciler (Curse Workers) serisi de ender bulunan nitelikleriyle benim gözümde giderek yükseliyor. 

Aslında serinin ilk kitabı Beyaz Kedi'yi okurken "o kadar da iyi değil" diyordum. Hatta bitmesine birkaç sayfa kala 4 yıldız vermeyi kafama koymuştum ancak kitap bitip de kapağına baktığımda bir şey beni 5 yıldız vermeye zorladı. Cassel'in sıradanlığı, aynı zamanda da aykırılığını çok sevmiştim. İkinci kitap Kırmızı Eldiven'de böylesine bir ikilemden tamamiyle yoksundum, bu da demek oluyor ki bu seriye karşı ilgim hiçbir şekilde sönmemiş ve hatta yeni kitabını dört gözle bekliyormuşum da haberim yokmuş.

Gelelim Kırmızı Eldiven'in içeriğine... Kitap, Cassel'in annesinin zoruyla çıktığı tatille başlıyor. Elbette bir işleyicinin, özellikle Cassel'in annesi gibi bir işleyicinin, tatili sıradan olmaktan fazlasıyla uzak. Bu kadından çoğu zaman nefret etsem de keskin zekasına hayran kalmamak elde değil. Tatil bitiminde, bol bol dolandırıcılık yaptıktan sonra Cassel Wallingford'a geri dönüyor. Bu yıl onun son senesi. Ancak bir süre sonra Lila'nın da oraya kayıt olduğunu öğreniyor. Beyaz Kedi'nin sonunda Lila'nın Cassel'in annesi tarafından işlenip oğlana aşık edildiğine şahit olmuştuk. Kırmızı Eldiven'de Cassel Lila'ya bunu dürüstçe açıklamış ama anlaşılan o ki kız bir türlü ondan vazgeçemiyor.

Sharpe kardeşlerin en büyüğü Philip'in öldürülmesiyle olaylar silsilesi başlıyor. Bir de güçlerinden dolayı Cassel'in peşinde olan Zacharov ve abisinin ölümünü açığa çıkarması için onun yardımını isteyen federaller var. Anlayacağınız işler Cassel için oldukça karmaşık. 

Holly Black'in yeteneğini bir kez daha konuşturduğu ve "acaba bu kadın gerçekten dolandırıcı mı?" diye düşündürttüğü bir kurgu, kitap boyunca yakanızı bırakmıyor. İlk kitapta fazlaca yadırgadığım şimdiki zaman-kahraman bakış açısına bayağı alıştığımı da okurken anladım. Sadece kelime ve harf hataları kitabın baskıya gitmeden önce son bir kez kontrol edilmesi gerektiği sinyallerini veriyor. 

Bu serinin en sevdiğim yanı ise hiçbir karakterin gerçekten "kusursuz" olmaması.
 

Puan: 5



Kitap Yorumu: Kitap Hırsızı - Markus Zusak


 Tanıtım:

Ölüm meleğinin ağzından savaş yıllarında küçük bir kitap hırsızının, Liesel Meminger'in hikayesi bu.
"...Her durumda hayatta kalan birinin hikayesi bu; hep geride kalan olmakta ustalaşmış birinin hikayesi. Aslında pek çok başka şeyin yanısıra şu saydıklarımla ilgili küçük bir hikaye:

• Bir kız
• Bazı kelimeler
• Bir akordiyoncu
• Bazı fanatik Almanlar
• Bir Yahudi dövüşçü
• Ve bol miktarda hırsızlık...
Liesel Meminger, Münih'in varoşlarında yaşayan yoksul Hubermann ailesinin yanına evlatlık olarak verilir. 1933 yılında Almanların yüzde 90'ı Adolf Hitler'i gözlerini kırpmadan desteklerken, Liesel'in üvey babası Hans Hubermann kalan yüzde on içindeydi. Üstelik, evlerinin bodrumunda bir Yahudi saklamak zorunda kaldılar. 


   


                                        "Sözcüklerden nefret ettim,
                                          ve onları çok sevdim. 
                         Umarım onları doğru kullanabilmişimdir."



  
Yorum:

 Bir yorumda okumuştum; "bu, yavaş yavaş okunan kitaplardan" diyordu. Hakikaten de öyleymiş. Ama kitabın sıkıcılığı ya da durağanlığı değil bunun sebebi. Sindire sindire okumak bana göre. Evet, yaklaşık iki haftada bitirdim ama hiç pişman olmadım. Uzun zamandır böyle bir kitap okumamıştım.

Açıkça söylemeliyim ki bazen taş kalpli olduğumu düşünürüm. Ya da belki sadece diğer insanlardan algılarım farklıdır ama öyle kolay kolay kitaplarda ağlamam. Bu biterken boğazımı düğümleyen üçüncü kitap oldu. Ölüm'ün -gerçek ölümden bahsediyorum, şu ruhları toplayan- ağzından bir hikaye okumak tuhaf ama güzel bir deneyimdi. 

 Söylediğim gibi hikayeyi Ölüm anlatıyor. Onun insanlığa bakış şekli yazar tarafından harika yansıtılmış, hayran kalmamak elde değil. Ama Ölüm bize kendisinin değil de genel olarak başkasının hikayesini anlatıyor: Kitap Hırsızı'nın. Nam-ı diğer Liesel Meminger. Nazi Almanyası'ndan yaşayan onlu yaşlarında bir kız çocuğu. Annesi tarafından başka bir aileye verilirken erkek kardeşinin ölümüne şahit olan ve bunu yıllarca rüyasında yaşayan kız. Hubermann'ların yanına verildikten hayatı tamamen değişiyor Liesel'in. Anne ve Baba dediği bu insanlar o kadar aykırı ama aynı zamanda o kadar sıradan ki insan şaşırıyor. Özellikle de Hans Hubermann. Liesel'in Baba'sı. Bir akordiyoncu, bir boyacı, bir kahraman... Kitapta en sevdiğim karakterlerden biri. Aslında şöyle bir düşününce nefret ettiğim kimse olmamış. Hitler yanlısı Frau Diller de dahil. Hitler demişken; böylesine baskıcı bir dönemi okumak cidden içinizi sızlatıyormuş. Ölüm'ün ağzından ve Liesel'in yaşamından Hitler kesitleri çok etkileyici tasvir edilmiş.

 Karakterlere değinmeden geçemeyeceğim yine; Yahudi dövüşçü Max -bir süre Hubermann'ların bodrumlarında sakladıkları kişi-, Liesel'in Anne'si ağzı bozuk Rosa Hubermann, en iyi arkadaşı Jesse Owens Rudy... Saymakla bitmeyecek kadar çok ve çeşitli Markus Zusak'ın yarattığı karakterler.
Benim gibi kitap aşıkları kitapların büyüsüne daha da kapılacaklar okudukları müddetçe. Öyle bir dönemde yaşasaydım eğer Liesel gibi bir kitap hırsızı olur muydum diye düşünüyor insan.
Evet; Ölüm, Liesel Meminger / Kitap Hırsızı'nı üç kere gördü. İlki erkek kardeşinin ruhunu alırkendi, ikincisi kızın en korkunç anındaydı, üçüncüsü ise malum...
Herkesin sevebileceği türde bir kitap mı bilemiyorum; yalnız ben bayıldım!







Puan: 5


8 Şubat 2012 Çarşamba

Kitap Yorumu: Benim İçin Öl - Amy Plum


Aslında artık young-adult türünde çok ilgimi çekmedikçe okumamaya çalışıyorum. Yazarlar kendilerini tekrarlıyorlar gibi geliyor, ben de başladığım seriler dışında ve çok çok merak etmedikçe uzak duruyorum. Ancak bu kitaptan uzak duramadım. İngilizce versiyonunu gördüğüm ilk günden beri ilgimi çekiyordu zaten, Türkçesi çıkınca da dayanamayıp aldım. 

Okuması rahat, içinizi sıkmayan bir kitaptı. Kolay kolay kitaplardan sıkılmam zaten ama bunda yine paranormal oğlan, normal kız meselesi olsa da sıkılmadım. Aslında bakılırsa yazar yeni türü güzel oluşturmuş. O kısmını oldukça sevdiğimi belirtmek isterim. Ama kitaba bayılmadım da. Orta karardı, Paris'te geçmesi ve biraz farklı olması nedeniyle diğerlerinden ayrılıyordu. Biraz da Fransa'ya ilgim olduğu için çekmişti zaten. 


Şehir çok güzel anlatılmıştı, gidip gördükten sonra bir daha okumak isterim. Esas kız Kate'in kitapkolikliği hoşuma giden kısımlardandı. Esas oğlan Vincent'e ayılıp bayıldığımı söyleyemem ama o da tatlıydı. Türdeşleri ve ailesi sayılan Jules, Ambrose, Charlotte gibi tipler kitaba renk katmıştı. Genel olarak çok şaşırtıcı değildi, sadece ben zombi çıkacaklar diye beklerken ona benzer ama daha farklı bir yaratık çıktılar. Evet 'revenant' yani 'geri dönen'. İsmin Fransızcadan bulunmuş olması güzel bir detay. Bu yeni türümüz insanların hayatlarını kurtarırken ölüp daha sonra tekrar canlanan bir cins. Ama sonsuza kadar yaşamaları için arada yeniden birileri için ölmeleri gerekiyor. Kitabın isminin nereden geldiğini de anlamışsınızdır herhalde.

Kate ve Vincent'ın macerası bana biraz durağan gelse de konunun ileriki kitaplarda güzelleşebileceğini düşünüyorum. Yazar umarım böyle bir fikri ziyan etmez. 


Serinin kapaklarına ayrıca tutulduğumu belirtmeden de duramıyorum.


Puan: 3



Kitap Yorumu: Ölümcül Hata - Linda Howard


Tanıtım:

Blair Mallory’nin keyifli bir yaşamı vardır. Bu güzel ve kendine güvenli genç kadın popüler bir spor merkezinin de sahibidir.
Ne var ki sorunlu üyelerden biri Blair’i kişisel takıntısı haline getirerek genç kadının giysilerini ve neredeyse yaşam tarzını taklit etmeye başlar. İşlenen cinayet ve gelişen olaylar Blair’i polis olan eski sevgilisi Wyatt ile bir kez daha karşı karşıya bırakır. Blair bu eski gönül yarasını tamir edip aklından bir türlü çıkartamadığı bu adamla tekrar bir araya gelip gelemeyeceğini tartmaya uğraşırken olaylar giderek karışır ve genç kadın kendini ölüm tehdidi altında bulur.
Gerçek kurban kimdir? Blair mi, takıntılı bir kişiliği olan Nicole mü? Peki ya katil?
Blair ve Wyatt’ın aralarında geçen eski hikâyenin üzerine
Bir yenisini inşa etmeleri mümkün olabilir mi?
ABD’li ödüllü yazar Linda Howard’ın hem çarpıcı bir aşk hikâyesi hem de sürükleyici bir polisiye olan yapıtını elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.

Yorum:
Bu kitabı Migros'tan 5 küsür TLye daha dün almıştım. Üstelik arka yazısını bile okumadan, sadece yazarına güvenerek. Bakın, bir gün içinde bitirdim işte. Kendimi durdurmam mümkün değildi. 

Linda Howard'ın daha önce Kara Melek(Death Angel) adlı kitabını okumuştum. Favori kitaplarım arasındadır. O zaman da iki günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Hem gerilimi, hem eğlencesi hem de romantizmi yüksek bir kitaptı. Ölümcül Hata ise ondan çok çok daha eğlenceliydi. Çoğu zaman yüzümdeki o saçma sapan gülümsemeyle okudum. Başkarakterimiz Blair Mallory ve onun müthiş düşünceleri kitaba çok tatlı bir hava katmış. Erkek karakter Wyatt ise klasik aşk kitaplarının aksine ne çok yakışıklı ne de mükemmel. Yine de sevilecek bir ton özelliği olduğunu söylemeden geçemem. 


Blair, kendi hayatını kurmuş, spor salonu sahibi, boşanmış bir kadın olarak arz-ı endam ediyor. Kendisi tipik bir Güney Amerika kızı. Sarışın, renkli gözlü, fit vücutlu ve bir amigo kız. :D Birgün spor salonunda sürekli onu taklit eden bir kadın tarafından silahlı saldırıya uğruyor. Ya da o öyle düşünüyor diyelim. Olayın ardından yıllar önce bir süreliğine görüştüğü ancak daha sonra birden onu terkeden polis memuru Wyatt Bloodsworth'u -elbette olay yerinde- yeniden görüyor. Bu Blair için oldu
kça kötü çünkü ondan çok hoşlanmasına rağmen kendisini terk ettiği için Wyatt'tan nefret ediyor. 

İkilinin arasındaki sürekli tartışma hali hiçbir zaman sıkıcı bir hal almadan ilerledi kitapta. İlk başta kızımızın çabuk teslim olduğunu düşünsem de sonraları bunu çoktan unutmuş vaziyetteydim. Olayların çözüm kısmı beni çok da şaşkına uğratmamış olsa da bu kitaba kötü gözle bakmam imkansız. 

Tek günlük harika bir kaçamak olacak bu kitap. Eğer okuduğunuz türlerden sıkıldıysanız ve zekice, aynı zamanda da fazlasıyla eğlenceli bir şey okumak istiyorsanız: Buyurun Ölümcül Hata(To Die For) sizi kollarına çağırıyor. 

Linda Howard es geçmeye gelmez!


Puan: 4



29 Ocak 2012 Pazar

Kitap Kapağı Koleksiyonumdan Seçmeler


Kitap Yorumu: Tutku - Lauren Kate


 Düşüş serisinin 3. kitabı Tutku da bitmiş bulunuyor.

Goodreads'te yine klasik bir Düşüş notu verdim bu kitaba da. Nedense 3 yıldızdan fazlası içimden gelmiyor.

Gelelim eksilerine artılarına. Bir kere ikinci kitabından daha hızlı okudum. Belki okurken ki ruh halimden kaynaklı ama Tutku'yu daha çabuk bitirdim. Azap'ın sonunda bir Duyurucu'nın içine girip geçmişe yolculuk yapmaya karar vermişti Luce, Tutku da aynen öyle başlıyor. Luce'un giderek geçmişe, daha da geçmişe seyahat etmesi ve orada eski benlikleriyle -tabii aynı zamanda eski Daniel'lerle- karşılaşması geniş bir yer tutuyor. Fazlasıyla monoton olduğuna inandığım kızımız Luce bir şekilde eski benliklerinin içine girip onların hissettiklerini hissetmeyi öğreniyor. Bu arada unutmadan, bir Duyurucu'nın içinde tanıştığı yeni yol göstericisi Bill hikayeye birazcık da olsa renk katmış. Melankolik aşıklar iyi, güzel, hoş sayın Kate ama bana göre bu türde bir kitap eğlenceli unsurlarla beslenmeli aynı zamanda. Yazar bu açığı Bill'le kaparmak istemiş olsa da yine fazla öne çıkamıyor.

Vee gelelim finale. Bu kitabı okurken sonlara doğru "Daha ne kadar geçmişe gidecek bu kız? İlk insan zamanına kadar yolu var." demiştim. Söylediğime benzer bir şekilde Luce, peşinde onu arayan Daniel'le bayağı bir geçmişe gitti. Kitabın sonu ise şaşırtıcılıktan uzaktı. (Spoiler vermemek için burayı biraz anlamsızlaştırıyorum) Birden ortaya çıkan kötü mü kötü düşmandan kahramanlarımız öyle hızlı kurtuldular ki ne oldu anlayamadım. O yüzden son kısımları hem çok tahmin edilebilir hem de aksiyon bakımından noksandı.

Sevgili Lauren Kate'e son sözüm: Cam'e daha fazla yer vermelisin. İlk iki kitapta oradan buradan çıkartarak potansiyel kötü haline getirdin çocuğu. Ben o haliyle yine sevdim. Ama birden bu serideki her karakter gibi melonkolinin içine sokup nedenini de geçmişte yaşadığı -ve hiçbir duyguyu hissettirmeden anlattığın- hayalkırıklığına bağlayamazsın.

4. kitap Rapture'u sırf meraktan okuyacağımı bildiriyor ve umarım bu serinin 'gerçekten' son kitabı olur diyorum.


Bu da Rapture'un beğeniye sunulan kapağı:


Puan: 3


31 Aralık 2011 Cumartesi

Ne okusam, ne okusam?

Benim İçin Öl - Amy Plum 
Akılçelen Kitaplar 
Henüz çıkmadı.
 Tanıtım:
Paris’in muhteşem dekorunda geçen Benim İçin Öl’de, Amerika’da anne babasını trafik kazasında kaybedince, ablasıyla dedelerinin yanına taşınmak zorunda kalan Kate ile onun saf güzelliğine tüm benliğini kaptıran yakışıklı Fransız genci Vincent’ın ruhlara işleyen aşkları anlatılıyor.

On altı yaşındaki Kate, Brooklyn’den, Paris’e taşındığında, acı günlerini kitap okuyarak ve sanatla iç içe geçirerek atlatmaya çalışır. O sırada, uyur hâldeyken bile onu görebilen bir çift gözün kendisini aşkla izlediğinden habersizdir. Kate’in, bir kafede kitap okurken gördüğü ve tüm genç kızların yüreğini hoplatacak kadar yakışıklı olduğundan kendisine hiç takılmayacağını düşünerek iç geçirdiği Vincent’ın gözleridir bunlar.

Vincent ile Kate kendilerini karşı konulmaz bir aşkın kollarına bırakırlar. Ama bu aşkın önünde gizemli ve ürkütücü bir engel vardır. Vincent normal bir insan değildir. Hayatını her gün riske atmasına neden olan korkunç bir yazgıya mahkûmdur. Ayrıca onu ve tüm ırkını yok etmeye çalışan ölümsüz ve tehlikeli düşmanlara karşı koymak zorundadır.

Okurken nefes nefese kalacağınız Benim İçin Öl’ün yazarı Amy Plum, paranormal üçlemesinin bu ilk kitabıyla gençlerin kalbinde şimdiden taht kuruyor.


“Gizemli ve romantik bir aşkı anlatan bu romanı elimden bırakamadan bir çırpıda okuyup bitirdim.”

New York Times en çok satanlar listesinde 1 numara olan Kanatlar dizisinin yazarı Aprilynne Pike.
Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss
İthaki Yayınları / 736 sayfa
35 TL
 Tanıtım:
BENİM ADIM KVOTHE

Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım. Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian’la bir gece geçirdim ve hem canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden daha küçük bir yaşta Üniversite’den atıldım. Başkalarının gündüz gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan şarkılar yazdım.

Belki beni duymuşsunuzdur.

Fantastik kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor. Bir keder öyküsü bu... bir kurtuluş öyküsü... bir adamın evrenin anlamını arayışının ve gerek o arayışın gerekse de onu sürdürmesini sağlayan gem vurulamaz iradenin bir efsaneye dönüşmesinin öyküsü...

“Rothfuss, Rüzgarın Adı ile başlayan bu muazzam hikâyede nereye giderse gitsin iyi bir şarkıyı taşıması gibi bizi de yanında götürecek.”

Ursula K. Le Guin
Cerrah - Tess Gerritsen
Doğan Kitap / 300 sayfa
18 TL
Tanıtım: 
Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.
Dr. Catherine Cordell Savannah’da seri cinayetler işleyen bir katilin vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston’dadır. Ancak başka bir katil bu kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.
Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen’in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim romanlarından beşincisi olan "Cerrah", inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap’ın yılın gerilim romanı olmasını beklediği "Cerrah"da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.

 
Işık Tanrıçası - P.C. Cast
Pegasus Yayınları / 432 sayfa
20 TL
Tanıtım:
Dekoratör Pamela Gray aşk arayışından vazgeçmek üzeredir. Bencil adamlarla uğraşmaktan bıkıp usanmıştır. Artık tanrı gibi birisine âşık olmak istiyordur. Bu isteğini dillendirirken farkında olmadan çağırdığı Tanrıça Artemis ise onun için çok farklı planlar yapar.

İkiz kardeşler Apollon ve Artemis, artık kendilerine değer verilmeyen bir dünyaya, Las Vegas Krallığı’na gönderilir. Artemis’in bu dünyada aklına gelebilecek en son şey, bir ölümlünün dileğini yerine getirmektir ama sonunda bu dileği gerçekleştirebilmek için erkek kardeşinin yardımına ihtiyaç duyar. Yalnız bir kadına aşkı yeniden tattırmak için yakışıklı ve çekici Işık Tanrısı’ndan daha iyisi de yoktur.

Fakat Apollon, topuklu ayakkabılarının üzerinde etrafı ateş gibi yakan bu ölümlü kadın için tam olarak hazır değildir. Pamela bir ölümlü olmasına rağmen bir tanrıça ruhu taşımaktadır fakat hayatın kumardan ibaret olduğu Günah Şehri’nde, tüm korkularından arınıp yeniden âşık olma cesaretini gösterebilecek midir?
 

24 Aralık 2011 Cumartesi

Kitap Yorumu: Zehir Yiyenler ve Diğer Hikayeler - Holly Black


Tanıtım:
Öpücükleri ölümcül, zehirli kızlar... Şeytanla girişilen bir yemek yeme yarışı... Aşk arayışıyla Demirülke'ye geri dönen periler... Manyakça bir Baküs ayinine dönüşen bir mezuniyet balosu... Karanlık fantastiğin usta kalemi Holly Black, tüyleri diken diken eden tuha ıkta, gerilim dozu hiç düşmeyen, beklenmedik bir mizaha sahip on iki öyküyle iyi tanıdığınızı sandığınız fantastik yaratıkları bambaşka bir kılığa büründürüyor. New York Times Çoksatanlar Listesi yazarlarından Holly Black, her zamanki kara üslubuyla okurlara on iki ayrı öykü sunuyor. Black’in hayranları, onun kaleminde alışkın oldukları, sınırları zorlayan, hiç de sevimli olmayan bir fantastik dünyaya Zehir Yiyenler’de yeniden kavuşacaklar.

Yorum:
Holly Black'in tarzını seviyorum!

Kısa hikayelerden bu kadar hoşlanacağımı hiç düşünmezdim. Holly Black'i Beyaz Kedi'de de sevmiştim ama bu küçük hikayeler onu çok daha iyi anlamamı ve kendimle bağdaştırmamı sağladı. Elinize aldığınız anda bitebilecek, masal anlatır gibi bir kitap. Bazı hikayeler gerçek anlamda karanlıktı. Bazıları ise gülümseyerek okuyacağınız derecede eğlenceli. Aslında hepsi hoşuma gitti ancak aralarında öne çıkanlar da oldu elbette.

Soğuk Kasaba'daki En Soğuk Kız: Bir tür vampir hikayesiydi. Matilda'nın "kaybolmuşluğu" hissettirircesine yazılmıştı. Sevdiğim cinsten karanlık bir tarafı vardı.

Talihin Dönüşü: En sevdiklerimden biriydi. Arka kapakta "şeytanla girilen bir yemek yeme yarışı" yazıyor. Hikaye başka türlü özetlenemezdi herhalde. Oldukça eğlenceli ve şaşırtıcıydı.

Gece Pazarı: Perileri okumayı sevdiğimden tam olarak emin değildim. Bu antolojide Black, onlara bolca yer vermişti ve sayesinde tuhaf dünyalarından hoşlandığımı anladım. Bu hikayede onlardan biriydi.

In Vodka Veritas: En eğlencelilerden biri. Baküs ayini nedir bilir misiniz? Peki bir lise balosunda yapılırsa nasıl olur? İçinde barındırdığı Latince cümlelerle beni kendine daha da bağladı.

Kağıt Makası Keser: Kesinlikle favorilerimden biri. İçinden alıntıları araklayıp bir kenara not etmeden duramadım. Benim gibi kitap bağımlıları için okunması şart bir hikaye. 

Zehir Yiyenler: Okuyunca kapağın bu hikayeye ne kadar uygun olduğunu anladım. Tuhaftı, etkileyiciydi ve gerçekten karanlık bir öyküydü. 


Kitaptan Bir Alıntı: 

"Japon şiltesinin üzerinde birlikte kıvrılıp birbirlerine kitap okumalarını anımsadı. Yeni bir kitabı, bir tepeden bungee yaparak atlarkenkine benzer bir korkuyla açtığını gülerek itiraf edişini hatırladı. Muhtemelen kayalara çarpmayacağını biliyordu ama hiç gerçekten emin olamıyordu. Linda anlamıyordu. O korkmadan, olayların nasıl sonuçlandığına aldırmadan okurdu."

Ve son olarak bana bu kitabı hediye olarak yolladıkları için DEX'e teşekkürlerimi gönderiyorum. 
Keyifli okumalar.

Puan: 4


10 Aralık 2011 Cumartesi

Kitap Yorumu: Kralların Çarpışması - George R.R. Martin


Sonunda Kralların Çarpışması'nı da sona erdirmiş bulunuyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ikinci kitabı Kralların Çarpışması sayfa sayısı 1000i aştığı için iki kısıma bölünmüştü bilindiği gibi. Söylemeden geçmeyeyim, kapak tasarımı bir harika. Bakmaya doyamıyorsunuz ne kadar Taht Oyunları'nın ilk baskısıyla uyumsuz olsa da.

Kısa yorumum yine "muhteşem" olduğu yönünde. Serinin ilk kitabı kadar etkiledi beni. Hatta bazı zamanlar aklımdan çıkaramayacağım kadar etkisinde bıraktı, rüyalarıma girdi. İki kısmı da bir gram bile sıkılmadan heyecanla okudum. George Martin ne kadar usta bir yazar olduğunu yine göstermiş ve deyim  yerindeyse "döktürmüş". Karakter bolluğuna bolluk katılırken aralarındaki ilişkiler ustaca bağlanmış. Fantastik ögeler daha çok artmış ve şaşırtıcı gerçekler de öyle. Yazarın en sevdiğim ama bazen de sinir olduğum yönü de bu zaten. Beklenmedik zamanlarda öyle şeyler çıkıyor ki bir süre kitabı kapatıp nefes alma ihtiyacı duyuyorsunuz. Bu kitapta da bu türde birkaç olay vardı. Entrikalar, sırlar, gerçekçi karakterler ve nefis yazım tarzıyla su gibi akıp gidiyor kitap.

Kitabın tanıtım yazısında da belirtildiği gibi Yedi Krallık'ta dört kral baş göstermiş durumda. Kral Robert'in ölümünden sonra tahta geçen Kral Joffrey (artık herkesin bildiği üzere aslında Cersei ve Jaime'den olma, Robert'ın varisi değil), Robert'in büyük erkek kardeşi Stannis Baratheon, küçük kardeşi Yüksek Bahçe'nin kralı Renly Baratheon ve Kuzeyin Kralı Robb Stark. Kitap, Stannis'in kalesindeki Üstat Cressen'le başlıyor. Stannis'in karısının inandığı Işık Tanrısı rahibesi Kırmızı Kadın Melissandre, Stannis'e tanrısını, bunun karşılığında da Demir Taht'ı sunuyor. Renly'nin karşısında şansı olmadığını bilen Stannis çok geçmeden Işık Tanrısı'nın alevli sancağını Baratheon sancağıyla birleştiriyor ve Melissandre'nin karanlık güçlerini de kabul etmiş bulunuyor. 

Diğer yandan babasının yerine Kral Eli olan Tyrion Lannister sarayı yavaş yavaş öğrenmeye ve kontrolünde tutmaya çalışmaktadır. Bir yandan savaşa hazırlanırken bir yandan da ablası Cersei'nin entrikalarından korunmaya çalışıyordur. Üstelik Varys ve Serçeparmak güvenilir görüntüleriyle kafasını karıştırmaktadır. Yine Kral Toprakları'nda Kızıl Kale'de tutsak kalan aynı zamanda Joffrey'in nişanlısı olan Sansa Stark tamamen ihanete uğramıştır. Sevdiğini sandığı eski prens yeni kral Joffrey'den, kraliçeden ve saraydaki herkesten ölesiye nefret etmektedir. Babasının ölüm emrini veren bu adamlarından arasından kurtulmak için her şeyini verebilecek durumdadır. Bu arada bu kitapta Sansa ve Tazı arasındaki diyalog giderek tuhaflaşıyor. Tazı bir gün kızı kurtarırken diğer gün vahşi tavırlarıyla korkutmadır. Arya ise Kara Kardeşler'den Yoren tarafından Sur'a götürülen bir kafileye dahil edilmiştir. Erkek çocuğu Arry kılığında Kışyarı'na kavuşacağı günü beklemektedir. Bence Kralların Çarpışması'nın favori karakterlerinden biri de Bran'di. Bacakları sakat olan Bran, abisinin de savaşa gitmesiyle Kışyarı'nın başında duruyordu hatırlayacağınız üzere. Kitapta ise Bran'in rüyalarında kendini ulukurdu Yaz olarak gördüğünü okuyoruz. Ve rüyaları bunlarla da sınırlı değil. Ona bu konuda yardım eden ise Çamur Adamlar'ın iki veliahtı oluyor. 

Taht Oyunları bittiğinde benim en merak ettiğim soru Daenerys Targaryen'e ne olacağıydı. Khal Drogo'yu, bebeğini ve Khalasar'ının çoğunu kaybeden Dany bunun karşılığında üç ejderhaya sahip olmuştu. Şimdi ise Khalasar'ını yeniden toplama ve İşgalcilerin ele geçirdiği tahtı geri kazanma çabalarına şahit oluyoruz. Dany'nin macerasında tabii ki büyü eksik olmuyor. Ve Jon Kar. Jon hâlâ Gece Nöbetçileriyle ancak onlar da surun ötesinde Yabanılların üzerine doğru harekete geçmiş durumdalar. Diyarda kralların çarpışması devam ederken Sur'un ötesinde korkunç yaratıklar kol geziyor. 

Ve hikaye yine pek çok ağızdan anlatılmaya devam ediyor. George R.R. Martin hiçbir karakterine yabancılık duymadan, tıpkı onlarmış gibi  yazıyor. Bazı sürpriz karakterler seriden sonsuza kadar ayrılırken bazıları da yeni dahil oluyor. Kafa karışıklıkları için her iki kısmın da arkasında yer alan eklere bakmakta yarar var.  Bir yorumda denildiği gibi; "Martin, birinci ciltteki vaadini fazlasıyla yerine getiriyor ve yazılmış en iyi fantastik eser olmaya aday serisine devam ediyor." Eğer Buz ve Ateşin Şarkısı'nın ilk kitabını okuduysanız bu kitabı ya çoktan almış ya da listenizin baş köşesine yerleştirmişsinizdir. Ama eğer henüz okumadıysanız bu seri kaçırılmaya gelmez. Bu arada kitapta ilk defa serinin ismi 'Buz ve Ateşin Şarkısı' geçiyor. Üçüncü kitap A Storm of Swords'u heyecandan öte, çılgınca bekliyorum. 

Keyifli okumalar.

Puan: 5


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...