8 Şubat 2012 Çarşamba
Kitap Yorumu: Benim İçin Öl - Amy Plum
Aslında artık young-adult türünde çok ilgimi çekmedikçe okumamaya çalışıyorum. Yazarlar kendilerini tekrarlıyorlar gibi geliyor, ben de başladığım seriler dışında ve çok çok merak etmedikçe uzak duruyorum. Ancak bu kitaptan uzak duramadım. İngilizce versiyonunu gördüğüm ilk günden beri ilgimi çekiyordu zaten, Türkçesi çıkınca da dayanamayıp aldım.
Okuması rahat, içinizi sıkmayan bir kitaptı. Kolay kolay kitaplardan sıkılmam zaten ama bunda yine paranormal oğlan, normal kız meselesi olsa da sıkılmadım. Aslında bakılırsa yazar yeni türü güzel oluşturmuş. O kısmını oldukça sevdiğimi belirtmek isterim. Ama kitaba bayılmadım da. Orta karardı, Paris'te geçmesi ve biraz farklı olması nedeniyle diğerlerinden ayrılıyordu. Biraz da Fransa'ya ilgim olduğu için çekmişti zaten.
Şehir çok güzel anlatılmıştı, gidip gördükten sonra bir daha okumak isterim. Esas kız Kate'in kitapkolikliği hoşuma giden kısımlardandı. Esas oğlan Vincent'e ayılıp bayıldığımı söyleyemem ama o da tatlıydı. Türdeşleri ve ailesi sayılan Jules, Ambrose, Charlotte gibi tipler kitaba renk katmıştı. Genel olarak çok şaşırtıcı değildi, sadece ben zombi çıkacaklar diye beklerken ona benzer ama daha farklı bir yaratık çıktılar. Evet 'revenant' yani 'geri dönen'. İsmin Fransızcadan bulunmuş olması güzel bir detay. Bu yeni türümüz insanların hayatlarını kurtarırken ölüp daha sonra tekrar canlanan bir cins. Ama sonsuza kadar yaşamaları için arada yeniden birileri için ölmeleri gerekiyor. Kitabın isminin nereden geldiğini de anlamışsınızdır herhalde.
Kate ve Vincent'ın macerası bana biraz durağan gelse de konunun ileriki kitaplarda güzelleşebileceğini düşünüyorum. Yazar umarım böyle bir fikri ziyan etmez.
Serinin kapaklarına ayrıca tutulduğumu belirtmeden de duramıyorum.
Puan: 3
Etiketler:
akılçelen kitaplar
,
amy plum
,
benim için öl
,
die for me
,
genç yetişkin
,
geri dönenler
,
kitap yorumu
,
revenants
,
young adult
Kitap Yorumu: Ölümcül Hata - Linda Howard
Tanıtım:
Blair Mallory’nin keyifli bir yaşamı vardır. Bu güzel ve kendine güvenli genç kadın popüler bir spor merkezinin de sahibidir.
Ne var ki sorunlu üyelerden biri Blair’i kişisel takıntısı haline
getirerek genç kadının giysilerini ve neredeyse yaşam tarzını taklit
etmeye başlar. İşlenen cinayet ve gelişen olaylar Blair’i polis olan
eski sevgilisi Wyatt ile bir kez daha karşı karşıya bırakır. Blair bu
eski gönül yarasını tamir edip aklından bir türlü çıkartamadığı bu
adamla tekrar bir araya gelip gelemeyeceğini tartmaya uğraşırken olaylar
giderek karışır ve genç kadın kendini ölüm tehdidi altında bulur.
Gerçek kurban kimdir? Blair mi, takıntılı bir kişiliği olan Nicole mü? Peki ya katil?
Blair ve Wyatt’ın aralarında geçen eski hikâyenin üzerine
Bir yenisini inşa etmeleri mümkün olabilir mi?
Blair ve Wyatt’ın aralarında geçen eski hikâyenin üzerine
Bir yenisini inşa etmeleri mümkün olabilir mi?
ABD’li ödüllü yazar Linda Howard’ın hem çarpıcı bir aşk hikâyesi hem
de sürükleyici bir polisiye olan yapıtını elinizden bırakmak
istemeyeceksiniz.
Yorum:
Bu
kitabı Migros'tan 5 küsür TLye daha dün almıştım. Üstelik arka yazısını
bile okumadan, sadece yazarına güvenerek. Bakın, bir gün içinde bitirdim
işte. Kendimi durdurmam mümkün değildi.
Linda Howard'ın daha önce Kara Melek(Death Angel) adlı kitabını okumuştum. Favori kitaplarım arasındadır. O zaman da iki günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Hem gerilimi, hem eğlencesi hem de romantizmi yüksek bir kitaptı. Ölümcül Hata ise ondan çok çok daha eğlenceliydi. Çoğu zaman yüzümdeki o saçma sapan gülümsemeyle okudum. Başkarakterimiz Blair Mallory ve onun müthiş düşünceleri kitaba çok tatlı bir hava katmış. Erkek karakter Wyatt ise klasik aşk kitaplarının aksine ne çok yakışıklı ne de mükemmel. Yine de sevilecek bir ton özelliği olduğunu söylemeden geçemem.
Blair, kendi hayatını kurmuş, spor salonu sahibi, boşanmış bir kadın olarak arz-ı endam ediyor. Kendisi tipik bir Güney Amerika kızı. Sarışın, renkli gözlü, fit vücutlu ve bir amigo kız. :D Birgün spor salonunda sürekli onu taklit eden bir kadın tarafından silahlı saldırıya uğruyor. Ya da o öyle düşünüyor diyelim. Olayın ardından yıllar önce bir süreliğine görüştüğü ancak daha sonra birden onu terkeden polis memuru Wyatt Bloodsworth'u -elbette olay yerinde- yeniden görüyor. Bu Blair için oldukça kötü çünkü ondan çok hoşlanmasına rağmen kendisini terk ettiği için Wyatt'tan nefret ediyor.
İkilinin arasındaki sürekli tartışma hali hiçbir zaman sıkıcı bir hal almadan ilerledi kitapta. İlk başta kızımızın çabuk teslim olduğunu düşünsem de sonraları bunu çoktan unutmuş vaziyetteydim. Olayların çözüm kısmı beni çok da şaşkına uğratmamış olsa da bu kitaba kötü gözle bakmam imkansız.
Tek günlük harika bir kaçamak olacak bu kitap. Eğer okuduğunuz türlerden sıkıldıysanız ve zekice, aynı zamanda da fazlasıyla eğlenceli bir şey okumak istiyorsanız: Buyurun Ölümcül Hata(To Die For) sizi kollarına çağırıyor.
Linda Howard'ın daha önce Kara Melek(Death Angel) adlı kitabını okumuştum. Favori kitaplarım arasındadır. O zaman da iki günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Hem gerilimi, hem eğlencesi hem de romantizmi yüksek bir kitaptı. Ölümcül Hata ise ondan çok çok daha eğlenceliydi. Çoğu zaman yüzümdeki o saçma sapan gülümsemeyle okudum. Başkarakterimiz Blair Mallory ve onun müthiş düşünceleri kitaba çok tatlı bir hava katmış. Erkek karakter Wyatt ise klasik aşk kitaplarının aksine ne çok yakışıklı ne de mükemmel. Yine de sevilecek bir ton özelliği olduğunu söylemeden geçemem.
Blair, kendi hayatını kurmuş, spor salonu sahibi, boşanmış bir kadın olarak arz-ı endam ediyor. Kendisi tipik bir Güney Amerika kızı. Sarışın, renkli gözlü, fit vücutlu ve bir amigo kız. :D Birgün spor salonunda sürekli onu taklit eden bir kadın tarafından silahlı saldırıya uğruyor. Ya da o öyle düşünüyor diyelim. Olayın ardından yıllar önce bir süreliğine görüştüğü ancak daha sonra birden onu terkeden polis memuru Wyatt Bloodsworth'u -elbette olay yerinde- yeniden görüyor. Bu Blair için oldukça kötü çünkü ondan çok hoşlanmasına rağmen kendisini terk ettiği için Wyatt'tan nefret ediyor.
İkilinin arasındaki sürekli tartışma hali hiçbir zaman sıkıcı bir hal almadan ilerledi kitapta. İlk başta kızımızın çabuk teslim olduğunu düşünsem de sonraları bunu çoktan unutmuş vaziyetteydim. Olayların çözüm kısmı beni çok da şaşkına uğratmamış olsa da bu kitaba kötü gözle bakmam imkansız.
Tek günlük harika bir kaçamak olacak bu kitap. Eğer okuduğunuz türlerden sıkıldıysanız ve zekice, aynı zamanda da fazlasıyla eğlenceli bir şey okumak istiyorsanız: Buyurun Ölümcül Hata(To Die For) sizi kollarına çağırıyor.
Linda Howard es geçmeye gelmez!
Puan: 4
Etiketler:
aşk
,
blair mallory
,
kitap yorumu
,
linda howard
,
ölümcül hata
,
polisiye
,
to die for
,
yetişkin
29 Ocak 2012 Pazar
Kitap Yorumu: Tutku - Lauren Kate
Düşüş serisinin 3. kitabı Tutku da bitmiş bulunuyor.
Goodreads'te yine klasik bir Düşüş notu verdim bu kitaba da. Nedense 3 yıldızdan fazlası içimden gelmiyor.
Gelelim eksilerine artılarına. Bir kere ikinci kitabından daha hızlı okudum. Belki okurken ki ruh halimden kaynaklı ama Tutku'yu daha çabuk bitirdim. Azap'ın sonunda bir Duyurucu'nın içine girip geçmişe yolculuk yapmaya karar vermişti Luce, Tutku da aynen öyle başlıyor. Luce'un giderek geçmişe, daha da geçmişe seyahat etmesi ve orada eski benlikleriyle -tabii aynı zamanda eski Daniel'lerle- karşılaşması geniş bir yer tutuyor. Fazlasıyla monoton olduğuna inandığım kızımız Luce bir şekilde eski benliklerinin içine girip onların hissettiklerini hissetmeyi öğreniyor. Bu arada unutmadan, bir Duyurucu'nın içinde tanıştığı yeni yol göstericisi Bill hikayeye birazcık da olsa renk katmış. Melankolik aşıklar iyi, güzel, hoş sayın Kate ama bana göre bu türde bir kitap eğlenceli unsurlarla beslenmeli aynı zamanda. Yazar bu açığı Bill'le kaparmak istemiş olsa da yine fazla öne çıkamıyor.
Vee gelelim finale. Bu kitabı okurken sonlara doğru "Daha ne kadar geçmişe gidecek bu kız? İlk insan zamanına kadar yolu var." demiştim. Söylediğime benzer bir şekilde Luce, peşinde onu arayan Daniel'le bayağı bir geçmişe gitti. Kitabın sonu ise şaşırtıcılıktan uzaktı. (Spoiler vermemek için burayı biraz anlamsızlaştırıyorum) Birden ortaya çıkan kötü mü kötü düşmandan kahramanlarımız öyle hızlı kurtuldular ki ne oldu anlayamadım. O yüzden son kısımları hem çok tahmin edilebilir hem de aksiyon bakımından noksandı.
Sevgili Lauren Kate'e son sözüm: Cam'e daha fazla yer vermelisin. İlk iki kitapta oradan buradan çıkartarak potansiyel kötü haline getirdin çocuğu. Ben o haliyle yine sevdim. Ama birden bu serideki her karakter gibi melonkolinin içine sokup nedenini de geçmişte yaşadığı -ve hiçbir duyguyu hissettirmeden anlattığın- hayalkırıklığına bağlayamazsın.
4. kitap Rapture'u sırf meraktan okuyacağımı bildiriyor ve umarım bu serinin 'gerçekten' son kitabı olur diyorum.
Bu da Rapture'un beğeniye sunulan kapağı:
Puan: 3
Etiketler:
düşmüş melek
,
düşüş
,
epsilon yayınları
,
fallen
,
fallen angel
,
genç yetişkin
,
kitap yorumu
,
lauren kate
,
melek
,
tutku
31 Aralık 2011 Cumartesi
Ne okusam, ne okusam?
Benim İçin Öl - Amy Plum
Akılçelen Kitaplar
Henüz çıkmadı.
Tanıtım:
Paris’in
muhteşem dekorunda geçen Benim İçin Öl’de, Amerika’da anne babasını
trafik kazasında kaybedince, ablasıyla dedelerinin yanına taşınmak
zorunda kalan Kate ile onun saf güzelliğine tüm benliğini kaptıran
yakışıklı Fransız genci Vincent’ın ruhlara işleyen aşkları anlatılıyor.
On altı yaşındaki Kate, Brooklyn’den, Paris’e taşındığında, acı günlerini kitap okuyarak ve sanatla iç içe geçirerek
atlatmaya çalışır. O sırada, uyur hâldeyken bile onu görebilen bir çift
gözün kendisini aşkla izlediğinden habersizdir. Kate’in, bir kafede
kitap okurken gördüğü ve tüm genç kızların yüreğini hoplatacak kadar
yakışıklı olduğundan kendisine hiç takılmayacağını düşünerek iç
geçirdiği Vincent’ın gözleridir bunlar.
Vincent ile Kate
kendilerini karşı konulmaz bir aşkın kollarına bırakırlar. Ama bu aşkın
önünde gizemli ve ürkütücü bir engel vardır. Vincent normal bir insan
değildir. Hayatını her gün riske atmasına neden olan korkunç bir yazgıya
mahkûmdur. Ayrıca onu ve tüm ırkını yok etmeye çalışan ölümsüz ve
tehlikeli düşmanlara karşı koymak zorundadır.
Okurken nefes
nefese kalacağınız Benim İçin Öl’ün yazarı Amy Plum, paranormal
üçlemesinin bu ilk kitabıyla gençlerin kalbinde şimdiden taht kuruyor.
“Gizemli ve romantik bir aşkı anlatan bu romanı elimden bırakamadan bir çırpıda okuyup bitirdim.”
New York Times en çok satanlar listesinde 1 numara olan Kanatlar dizisinin yazarı Aprilynne Pike.
Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss
İthaki Yayınları / 736 sayfa
35 TL
Tanıtım:
BENİM ADIM KVOTHE
Uyuyan höyük krallarından prensesler kaçırdım.
Trebon kasabasını yakıp kül ettim. Felurian’la bir gece geçirdim ve hem
canıma hem de aklıma mukayyet olabildim. Çoğu insanın kabul edildiğinden
daha küçük bir yaşta Üniversite’den atıldım. Başkalarının gündüz
gözüyle ağızlarına almaktan bile korktukları yollardan ay ışığı altında
geçtim. Tanrılarla konuştum, kadınlar sevdim ve ozanları ağlatan
şarkılar yazdım.
Belki beni duymuşsunuzdur.
Fantastik
kurgu edebiyatının eşsiz bir masalı, bir kahramanın kendi ağzıyla
anlattığı öyküsü işte böyle başlıyor. Bir keder öyküsü bu... bir
kurtuluş öyküsü... bir adamın evrenin anlamını arayışının ve gerek o
arayışın gerekse de onu sürdürmesini sağlayan gem vurulamaz iradenin bir
efsaneye dönüşmesinin öyküsü...
“Rothfuss, Rüzgarın Adı ile
başlayan bu muazzam hikâyede nereye giderse gitsin iyi bir şarkıyı
taşıması gibi bizi de yanında götürecek.”
Ursula K. Le Guin
Cerrah - Tess Gerritsen
Doğan Kitap / 300 sayfa
18 TL
Tanıtım:
Bu romanın her satırından kan sızıyor... Kitaba adını veren, planlı ve kanlı katil Cerrah gerilimi her an ayakta tutuyor.
Dr. Catherine Cordell Savannah’da seri cinayetler işleyen bir katilin
vahşi saldırısına uğramıştır. Saldırgandan onu silahla vurarak
kurtulmayı başarmıştır. Şimdi Boston’dadır. Ancak başka bir katil bu
kentte de gerilim yaratmaktadır. Kadınların rahimlerini kesip alan ve
korkunç işkencelere tabi tutan adama Cerrah adı verilmektedir. Catherine
Cordell birdenbire bu katilin de hedefi haline gelecektir.
Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen’in insan bedenini
ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbî gerilim
romanlarından beşincisi olan "Cerrah", inandırıcı kahramanları,
sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusuyla bu türü
sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Doğan Kitap’ın yılın gerilim
romanı olmasını beklediği "Cerrah"da Gerritsen tıpkı kahramanının
neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor.
Işık Tanrıçası - P.C. Cast
Pegasus Yayınları / 432 sayfa
20 TL
Tanıtım:
Dekoratör Pamela Gray aşk arayışından vazgeçmek
üzeredir. Bencil adamlarla uğraşmaktan bıkıp usanmıştır. Artık tanrı
gibi birisine âşık olmak istiyordur. Bu isteğini dillendirirken farkında
olmadan çağırdığı Tanrıça Artemis ise onun için çok farklı planlar
yapar.
İkiz kardeşler Apollon ve Artemis, artık kendilerine değer verilmeyen
bir dünyaya, Las Vegas Krallığı’na gönderilir. Artemis’in bu dünyada
aklına gelebilecek en son şey, bir ölümlünün dileğini yerine getirmektir
ama sonunda bu dileği gerçekleştirebilmek için erkek kardeşinin
yardımına ihtiyaç duyar. Yalnız bir kadına aşkı yeniden tattırmak için yakışıklı ve çekici Işık Tanrısı’ndan daha iyisi de yoktur.
Fakat Apollon, topuklu ayakkabılarının üzerinde etrafı ateş gibi yakan bu ölümlü kadın için tam olarak hazır değildir. Pamela bir ölümlü olmasına rağmen bir tanrıça ruhu taşımaktadır fakat hayatın kumardan ibaret olduğu Günah Şehri’nde, tüm korkularından arınıp yeniden âşık olma cesaretini gösterebilecek midir?
24 Aralık 2011 Cumartesi
Kitap Yorumu: Zehir Yiyenler ve Diğer Hikayeler - Holly Black
Tanıtım:
Öpücükleri ölümcül, zehirli kızlar... Şeytanla girişilen bir yemek yeme yarışı... Aşk arayışıyla Demirülke'ye geri dönen periler... Manyakça bir Baküs ayinine dönüşen bir mezuniyet balosu... Karanlık fantastiğin usta kalemi Holly Black, tüyleri diken diken eden tuha ıkta, gerilim dozu hiç düşmeyen, beklenmedik bir mizaha sahip on iki öyküyle iyi tanıdığınızı sandığınız fantastik yaratıkları bambaşka bir kılığa büründürüyor. New York Times Çoksatanlar Listesi yazarlarından Holly Black, her zamanki kara üslubuyla okurlara on iki ayrı öykü sunuyor. Black’in hayranları, onun kaleminde alışkın oldukları, sınırları zorlayan, hiç de sevimli olmayan bir fantastik dünyaya Zehir Yiyenler’de yeniden kavuşacaklar.
Yorum:
Holly Black'in tarzını seviyorum!
Kısa hikayelerden bu kadar hoşlanacağımı hiç düşünmezdim. Holly Black'i Beyaz Kedi'de de sevmiştim ama bu küçük hikayeler onu çok daha iyi anlamamı ve kendimle bağdaştırmamı sağladı. Elinize aldığınız anda bitebilecek, masal anlatır gibi bir kitap. Bazı hikayeler gerçek anlamda karanlıktı. Bazıları ise gülümseyerek okuyacağınız derecede eğlenceli. Aslında hepsi hoşuma gitti ancak aralarında öne çıkanlar da oldu elbette.
Kısa hikayelerden bu kadar hoşlanacağımı hiç düşünmezdim. Holly Black'i Beyaz Kedi'de de sevmiştim ama bu küçük hikayeler onu çok daha iyi anlamamı ve kendimle bağdaştırmamı sağladı. Elinize aldığınız anda bitebilecek, masal anlatır gibi bir kitap. Bazı hikayeler gerçek anlamda karanlıktı. Bazıları ise gülümseyerek okuyacağınız derecede eğlenceli. Aslında hepsi hoşuma gitti ancak aralarında öne çıkanlar da oldu elbette.
Soğuk Kasaba'daki En Soğuk Kız: Bir tür vampir hikayesiydi. Matilda'nın "kaybolmuşluğu" hissettirircesine yazılmıştı. Sevdiğim cinsten karanlık bir tarafı vardı.
Talihin Dönüşü: En sevdiklerimden biriydi. Arka kapakta "şeytanla girilen bir yemek yeme yarışı" yazıyor. Hikaye başka türlü özetlenemezdi herhalde. Oldukça eğlenceli ve şaşırtıcıydı.
Gece Pazarı: Perileri okumayı sevdiğimden tam olarak emin değildim. Bu antolojide Black, onlara bolca yer vermişti ve sayesinde tuhaf dünyalarından hoşlandığımı anladım. Bu hikayede onlardan biriydi.
In Vodka Veritas: En eğlencelilerden biri. Baküs ayini nedir bilir misiniz? Peki bir lise balosunda yapılırsa nasıl olur? İçinde barındırdığı Latince cümlelerle beni kendine daha da bağladı.
Kağıt Makası Keser: Kesinlikle favorilerimden biri. İçinden alıntıları araklayıp bir kenara not etmeden duramadım. Benim gibi kitap bağımlıları için okunması şart bir hikaye.
Zehir Yiyenler: Okuyunca kapağın bu hikayeye ne kadar uygun olduğunu anladım. Tuhaftı, etkileyiciydi ve gerçekten karanlık bir öyküydü.
Kitaptan Bir Alıntı:
"Japon şiltesinin üzerinde birlikte kıvrılıp birbirlerine kitap okumalarını anımsadı. Yeni bir kitabı, bir tepeden bungee yaparak atlarkenkine benzer bir korkuyla açtığını gülerek itiraf edişini hatırladı. Muhtemelen kayalara çarpmayacağını biliyordu ama hiç gerçekten emin olamıyordu. Linda anlamıyordu. O korkmadan, olayların nasıl sonuçlandığına aldırmadan okurdu."
Ve son olarak bana bu kitabı hediye olarak yolladıkları için DEX'e teşekkürlerimi gönderiyorum.
Etiketler:
antoloji
,
dex
,
genç yetişkin
,
holly black
,
kitap yorumu
,
kurt
,
periler
,
poison eaters and other stories
,
vampirler
,
zehir yiyenler
,
zehir yiyenler ve diğer hikayeler
10 Aralık 2011 Cumartesi
Kitap Yorumu: Kralların Çarpışması - George R.R. Martin
Sonunda Kralların Çarpışması'nı da sona erdirmiş bulunuyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ikinci kitabı Kralların Çarpışması sayfa sayısı 1000i aştığı için iki kısıma bölünmüştü bilindiği gibi. Söylemeden geçmeyeyim, kapak tasarımı bir harika. Bakmaya doyamıyorsunuz ne kadar Taht Oyunları'nın ilk baskısıyla uyumsuz olsa da.
Kısa yorumum yine "muhteşem" olduğu yönünde. Serinin ilk kitabı kadar etkiledi beni. Hatta bazı zamanlar aklımdan çıkaramayacağım kadar etkisinde bıraktı, rüyalarıma girdi. İki kısmı da bir gram bile sıkılmadan heyecanla okudum. George Martin ne kadar usta bir yazar olduğunu yine göstermiş ve deyim yerindeyse "döktürmüş". Karakter bolluğuna bolluk katılırken aralarındaki ilişkiler ustaca bağlanmış. Fantastik ögeler daha çok artmış ve şaşırtıcı gerçekler de öyle. Yazarın en sevdiğim ama bazen de sinir olduğum yönü de bu zaten. Beklenmedik zamanlarda öyle şeyler çıkıyor ki bir süre kitabı kapatıp nefes alma ihtiyacı duyuyorsunuz. Bu kitapta da bu türde birkaç olay vardı. Entrikalar, sırlar, gerçekçi karakterler ve nefis yazım tarzıyla su gibi akıp gidiyor kitap.
Kitabın tanıtım yazısında da belirtildiği gibi Yedi Krallık'ta dört kral baş göstermiş durumda. Kral Robert'in ölümünden sonra tahta geçen Kral Joffrey (artık herkesin bildiği üzere aslında Cersei ve Jaime'den olma, Robert'ın varisi değil), Robert'in büyük erkek kardeşi Stannis Baratheon, küçük kardeşi Yüksek Bahçe'nin kralı Renly Baratheon ve Kuzeyin Kralı Robb Stark. Kitap, Stannis'in kalesindeki Üstat Cressen'le başlıyor. Stannis'in karısının inandığı Işık Tanrısı rahibesi Kırmızı Kadın Melissandre, Stannis'e tanrısını, bunun karşılığında da Demir Taht'ı sunuyor. Renly'nin karşısında şansı olmadığını bilen Stannis çok geçmeden Işık Tanrısı'nın alevli sancağını Baratheon sancağıyla birleştiriyor ve Melissandre'nin karanlık güçlerini de kabul etmiş bulunuyor.
Diğer yandan babasının yerine Kral Eli olan Tyrion Lannister sarayı yavaş yavaş öğrenmeye ve kontrolünde tutmaya çalışmaktadır. Bir yandan savaşa hazırlanırken bir yandan da ablası Cersei'nin entrikalarından korunmaya çalışıyordur. Üstelik Varys ve Serçeparmak güvenilir görüntüleriyle kafasını karıştırmaktadır. Yine Kral Toprakları'nda Kızıl Kale'de tutsak kalan aynı zamanda Joffrey'in nişanlısı olan Sansa Stark tamamen ihanete uğramıştır. Sevdiğini sandığı eski prens yeni kral Joffrey'den, kraliçeden ve saraydaki herkesten ölesiye nefret etmektedir. Babasının ölüm emrini veren bu adamlarından arasından kurtulmak için her şeyini verebilecek durumdadır. Bu arada bu kitapta Sansa ve Tazı arasındaki diyalog giderek tuhaflaşıyor. Tazı bir gün kızı kurtarırken diğer gün vahşi tavırlarıyla korkutmadır. Arya ise Kara Kardeşler'den Yoren tarafından Sur'a götürülen bir kafileye dahil edilmiştir. Erkek çocuğu Arry kılığında Kışyarı'na kavuşacağı günü beklemektedir. Bence Kralların Çarpışması'nın favori karakterlerinden biri de Bran'di. Bacakları sakat olan Bran, abisinin de savaşa gitmesiyle Kışyarı'nın başında duruyordu hatırlayacağınız üzere. Kitapta ise Bran'in rüyalarında kendini ulukurdu Yaz olarak gördüğünü okuyoruz. Ve rüyaları bunlarla da sınırlı değil. Ona bu konuda yardım eden ise Çamur Adamlar'ın iki veliahtı oluyor.
Taht Oyunları bittiğinde benim en merak ettiğim soru Daenerys Targaryen'e ne olacağıydı. Khal Drogo'yu, bebeğini ve Khalasar'ının çoğunu kaybeden Dany bunun karşılığında üç ejderhaya sahip olmuştu. Şimdi ise Khalasar'ını yeniden toplama ve İşgalcilerin ele geçirdiği tahtı geri kazanma çabalarına şahit oluyoruz. Dany'nin macerasında tabii ki büyü eksik olmuyor. Ve Jon Kar. Jon hâlâ Gece Nöbetçileriyle ancak onlar da surun ötesinde Yabanılların üzerine doğru harekete geçmiş durumdalar. Diyarda kralların çarpışması devam ederken Sur'un ötesinde korkunç yaratıklar kol geziyor.
Ve hikaye yine pek çok ağızdan anlatılmaya devam ediyor. George R.R. Martin hiçbir karakterine yabancılık duymadan, tıpkı onlarmış gibi yazıyor. Bazı sürpriz karakterler seriden sonsuza kadar ayrılırken bazıları da yeni dahil oluyor. Kafa karışıklıkları için her iki kısmın da arkasında yer alan eklere bakmakta yarar var. Bir yorumda denildiği gibi; "Martin, birinci ciltteki vaadini fazlasıyla yerine getiriyor ve yazılmış en iyi fantastik eser olmaya aday serisine devam ediyor." Eğer Buz ve Ateşin Şarkısı'nın ilk kitabını okuduysanız bu kitabı ya çoktan almış ya da listenizin baş köşesine yerleştirmişsinizdir. Ama eğer henüz okumadıysanız bu seri kaçırılmaya gelmez. Bu arada kitapta ilk defa serinin ismi 'Buz ve Ateşin Şarkısı' geçiyor. Üçüncü kitap A Storm of Swords'u heyecandan öte, çılgınca bekliyorum.
Keyifli okumalar.
Puan: 5
Etiketler:
a clash of kings
,
buz ve ateşin şarkısı
,
ejderha
,
epik fantastik
,
game of thrones
,
george r.r. martin
,
kitap yorumu
,
kralların çarpışması
,
taht oyunları
,
yetişkin
4 Aralık 2011 Pazar
22 Kasım 2011 Salı
Ne okusam?: Kanbağı - Richelle Mead
Popülerlikte tüm dünyayı fetheden meşhur "Vampir Akademisi" serisinin şu sıralar yazarlar arasında revaçta olan spin-off yani yan serisi Kanbağı'nın aynı adı taşıyan ilk kitabı raflardaki yerini aldı.
Açıkça söylemek gerekirse talihsiz bir olay sonucu asıl serinin son kitabı Son Fedakarlık'ın sonunu öğrenmiştim. Sonunu bildiğim şeyleri okumaktan pek haz etmem. Özellikle bu son istediğim gibi değilse... Vampir Akademisi'nin son kitabını da işte bu yüzden okuyamadım. Hatta son çare İngilizce versiyonuna el attıysam ona da gözüm kesmedi. Asıl mesele ise serideki kesinlikle favori kahramanım olan Adrian Ivashkov'un öylece bırakılmış olmasıydı.
Şimdi ise Kanbağı'nın yorumlarını her yerde görüyor, güzel tepkiler okuyorum. Ve, haydi itiraf edeyim, Adrian'ı özlüyorum! Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp tek bir karakter için Bloodlines'ı almayı düşünüyorum. Bunun için de öncelikle Son Fedakarlık'ı okumayı göze almalıyım. Sanırım son karar kitapçıdaki anın olacak.
Tanıtım:
Sydney'in en son isteyeceği şey, vampirlerle arkadaşlık etmekle suçlanmak. Ve şimdi bir vampirle aynı odada!"Sydney'e yeniden dövme yap," dedi Stanton kararlı bir sesle. "Zoe konusunda kararımız belli değil, ona şimdiden dövme yapmayalım."
Gözlerim kardeşimin lekesiz ve solgun yanaklarına kaydı. Evet.
Orada bir zambak olmadıkça özgürdü. Dövme teninize bir kez işlendi mi, dönüşü yoktu. Artık Simyacılara aitsiniz demekti.
Kitaptan küçük bir alıntı:
“You look confused," said Adrian.
I shook my head and sighed. "I think I'm just overthinking things."
He nodded solemnly. "That's why I try to never do it.”
I shook my head and sighed. "I think I'm just overthinking things."
He nodded solemnly. "That's why I try to never do it.”
Etiketler:
bloodlines
,
kanbağı
,
ne okusam
,
richelle mead
,
vampir akademisi
16 Kasım 2011 Çarşamba
Huzurlarınızda 'Açlık Oyunları'!
Açlık Oyunları çok kısa bir sürede fenomen olan nadir serilerden biriydi. O zamanlar henüz seri olduğunu bile bilmediğim ve internette bir yerde gördüğüm tek bir kişinin yorumuna göre aldığım bu kitap o kadar da yaygın değildi. İlk kitap yeni çıkmış sayılırdı, ikincisi henüz piyasada yoktu. Kitapçıda görüp hiç sorgulamadan alıvermiştim. Sonra, gece yarılarına kadar uyumadığımı hatırlıyorum. 'Oyunlar'ın olduğu kısımdaydım ve bir türlü kapatıp da uykuya dalamıyordum. Sabaha karşı yorgun düşüp uyuyakalmıştım. Böyle güzel anıları vardı benim için Açlık Oyunları'nın. İlk kitabını çok sevdiğim için hemen bir araştırmaya girişmiştim ve bir seri olduğunu öğrenmiştim. İkinci kitabın çıkacağı güne kadar kitabın giderek daha çok sevildiğine, popülerleştiğine şahit oldum. "Ateşi Yakalamak"ı çıkmasından birkaç gün sonra aldım ve iki güne varmadan bitirdim. Aslında bu kötüydü çünkü; kitap öyle bir yerde bitmişti ki insan meraktan çıldırıyordu. Tabii ki üçüncü kitap olan "Alaycı Kuş"un çıkması biraz daha fazla zaman aldı. Kitabın bana en yakın kitapçıya geldiği gün elime ulaştığını söyleyebilirim. Uzun lafın kısası, heyecanla geçen bir dönemdi benim için Açlık Oyunları'nı okuduğum zamanlar. Sonundan pek çok kişi tatmin olmasa da ben olmuştum. Yazar olmaya çabalayan biri olarak bu kitabın ancak böyle bitirilebileceğini biliyordum. Bol bol şaşırmış, üzülmüştüm ama çok benimsemiştim Katniss'i, Peeta'yı, Haymitch'i...
Film olacağını öğrendiğim gün ise ciddi anlamda sevinmiştim, çünkü kitabı okurken gözümde hep bir film gibi canlanıyordu. Eğer güzel yapılırsa harika bir film çıkardı bu seriden. Gerisini serinin hayranları da en az benim kadar biliyordurlar. Castın açıklandığı gün özellikle Peeta için seçilen aktör benim için hayal kırıklığıydı ancak Josh'un okuduğum bazı açıklamaları ve gelen resimler ona giderek alışmamı sağladı. Jennifer'ı Katniss olarak ilk gördüğüm anda "işte bu" demiştim. Benim için çok önemli bu iki karakter yerine oturduğuna göre film müthiş olmalıydı. İlk gelen kısacık fragman heyecanımı öyle bir körükledi ki ikinciyi iple çeker oldum. Ve işte birkaç gün önce ikinci fragman da görücüye çıktı. Evet, filmin çıkmasına daha çok var ama fragman ustaca hazırlanmış ve heyecan verici. 23 Mart 2012 filmin vizyon tarihi. Ve huzurlarınızda Hunger Games (Açlık Oyunları) uzun fragmanı:
Film olacağını öğrendiğim gün ise ciddi anlamda sevinmiştim, çünkü kitabı okurken gözümde hep bir film gibi canlanıyordu. Eğer güzel yapılırsa harika bir film çıkardı bu seriden. Gerisini serinin hayranları da en az benim kadar biliyordurlar. Castın açıklandığı gün özellikle Peeta için seçilen aktör benim için hayal kırıklığıydı ancak Josh'un okuduğum bazı açıklamaları ve gelen resimler ona giderek alışmamı sağladı. Jennifer'ı Katniss olarak ilk gördüğüm anda "işte bu" demiştim. Benim için çok önemli bu iki karakter yerine oturduğuna göre film müthiş olmalıydı. İlk gelen kısacık fragman heyecanımı öyle bir körükledi ki ikinciyi iple çeker oldum. Ve işte birkaç gün önce ikinci fragman da görücüye çıktı. Evet, filmin çıkmasına daha çok var ama fragman ustaca hazırlanmış ve heyecan verici. 23 Mart 2012 filmin vizyon tarihi. Ve huzurlarınızda Hunger Games (Açlık Oyunları) uzun fragmanı:
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)













