30 Ocak 2011 Pazar

Kitap Yorumu: Fısıltı - Becca Fitzpatrick




Yine kendimi tutamadım ve bir Young Adult kitabına daha vurdum kendimi. Aslında seviyorum ne yalan söyleyeyim. Bazıları çileden çıkarıyor ama bu kitaplardaki harika karakterleri gerçekten varmış gibi düşünmek, hissetmek insana huzur veriyor.

“Bütün sınıf arkadaşlarımın isimlerini biliyordum… biri hariç. Yeni öğrenci… Arkamdaki sırada, serinkanlı siyah gözleri karşıya sabitlenmiş bir hâlde kaykılmış oturuyordu…
Siyah gözleri beni âdeta delip geçiyordu. Dudaklarının kenarları yukarı doğru kıvrıldı. Kalbim bir an tekler gibi oldu ve o bir anlık duraksamada, kasvetli bir karanlık duygusunun bir gölge gibi üzerime örtüldüğünü hissettim. Bu duygunun kaybolması sadece bir an sürdü, ama ben hâlâ ona bakıyordum. Gülümsemesi dostça değildi, bela kelimesini heceleyen bir gülümsemeydi. Ve vaat doluydu.”


Diyor Nora tanıtım yazısında. Nora Grey. On altı yaşındaki, erkeklerle arası pek iyi olmayan lise öğrencisi. Babasını yakın bir zamanda kaybetmiş ve annesiyle birlikte Coldwater'a uzak bir çiftlik evinde yaşıyor. Arkadaşı Vee'yle canlanan sıradan bir hayatı var. Bundan sonraki cümleyi tahmin ediyorsunuz sanırım: Patch'le tanışana kadar. Patch Cipriano, Nora'nın yeni biyoloji partneri oluyor ve kızın hayatına aniden sızıveriyor. Simsiyah gözleri ve saçları, uzun, kaslı vücudu ve tüm yakışıklılığıyla Nora'yı büyülüyor. Kızımız Patch'in gizemli bir o kadar da karanlık kişiliğinden ürkse de ondan uzak kalamıyor ve bir şekilde yolları hep kesişiyor. Birkaç ürkütücü deneyimden sonra Patch'e olan korkusu ve ilgisi giderek artıyor. Kitabın içeriğiyle ilgili fazla detaya girmeyeceğim.

Kapak ve tanıtımdan da anlayacağınız gibi romanımız Düşmüş Melekleri konu alıyor. Klasik insan-doğaüstü varlık aşkı diyebilirsiniz. Ama ben kitabı farklı buldum ve çok sevdim. Öncelikle Patch'in kötü çocuk olmasının beni etkilediğini inkar edemem. (N'apayım kötü adam sevdamın önüne geçemiyorum) Bunun yanında okurken uzun zamandır bir kitabı okurken gülmediğimi fark ettim. Kitap bazı yerlerde beni gülümsetti, bazı yerlerde ise kahkaha attırdı. Son bölümler ise nefes kesecek kadar heyecanlıydı. Tüm bunlar için bile okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kısa yorumum:

Eğlenceli, ürkütücü ve baştan çıkarıcı. -Darkshadow

Ve durun daha bitmedi... Serinin ikinci kitabı Crescendo da yolda ve yazar kısa bir süre önce üçüncü kitabın -Silence- olacağını Hush, Hush serisinin son kitabının bu olacağını açıkladı. Söylemeden geçmeyeyim; Türkiye'de uzun zamandır görmediğimiz ciltli kapakla yayınlandı ve insanı kendine hayran bırakacak kadar mükemmel duruyor.

Yeni bir yorumda görüşmek üzere...

Puan: 4


25 Ocak 2011 Salı

Kitap Yorumu: Azap - Lauren Kate


Vee Azap da bitti... İlk kitabı "Düşüş"e nazaran çok daha güzeldi. Ama hala aklımda o kadar soru işareti var ki ne zaman çözülecekler bilemiyorum.

Kapak tasarımı her zamanki gibi harika. Bu seriye gotik kapakları çekmişti beni zaten. İçeriğe gelecek olursak; her şeyden habersiz kızımız Luce erkek arkadaşı Daniel'ın ısrarlarıyla yeni bir okula gönderiliyor. Shoreline adlı bu yeni okulu Sword&Cross'tan tamamen farklı. Daha modern, daha lüks ve daha insancıl. Luce çok geçmeden okulda Nefilim denilen insan ve melek karışımı öğrencilerin olduğunu öğreniyor. Ve hala Daniel'ın ona olanları anlatmamasına içerlemeye devam ediyor. Okuldaki yeni arkadaşlar Shelby, Miles, Dawn, Jasmine'le iyice kaynaşıyorlar. Bu arada gelmeyeceğini söylemesine rağmen Daniel arada bir uğrayıp Luce'un iyice kafasını karıştırıyor. Ve bu arada ilk kavgalarını da ediyorlar. Okulda Luce, gölgeler hakkında birçok şey öğreniyor. Aslında duyurucu oldukları ve ona geçmiş yaşamından sahneler izletebilecekleri gibi...

Duyurucuları yönlendirmeyi öğrendiğinde geçmiş hayatı ile ilgili küçük bilgilere erişiyor. Ve Cam'in onu kurtardığı başka bir gün de peşinde Sürgün adı verilen meleğimsi yaratıklar olduğunu anlıyor. Ve Daniel'la yaşadığı karmaşa sürerken karizmatik nefilim arkadaşı Miles'dan da hoşlandığını fark ediyor.

Konunun eşsiz olduğu aşikar ama daha önce de belirttiğim gibi gerçekleri Luce'la birlikte keşfettiğimiz için kimi zaman çileden çıkarıyor. Örneğim; Cam ve Daniel'ın neden ittifak yaptığını kitabın sonunda öğreniyoruz. Ve kitap gerçekten şaşırtıcı bitiyor. Ayrıca serinin kitaplarının bu kadar uzak aralarla çıkması bir önceki kitabı tekrardan okuma fırsatı bulamayanlar için çok kötü. Okurken anladım ki unuttuğum çok yer varmış. Üçüncü kitabın Kasım 2011'de yurtdışında çıkacağı düşünülürse yine aynı şeyi yaşayacağız gibi geliyor.

Bu arada serinin üçüncü kitabı Passion yani "Tutku"nun kapağı da geçtiğimiz günlerde belli oldu.


Puan:


23 Ocak 2011 Pazar

Neler geliyor neler...

Son zamanlarda yayınevleri atağa geçti. Özellikle 2011le birlikte yayın programları da yavaş yavaş açıklanmaya başladı. Türk okuyucusuna yeni ulaşan türlerden Paranormal Romance ağırlıkta görünüyor. Biraz aradan ayıkladım ve öne çıkanları belirledim. Buyurunuz:





  
The Replacement - Brenna Yovanoff

Kitap fantastik olaylar çevresinde dönüyor. Mackie Doyle isminde bir genç kendi hakkında olağanüstü gerçekleri öğrenmeye başlıyor ve geçmişiyle yüzleşiyor. Ürperti'nin yazarı Maggie Stiefvater'ın çok beğendiği bu kitap mart sonu raflardaki yerini alacak.




Unearthly - Cynthia Hand

Genç kesime hitap eden bu kitap, yarı-insan yarı-melek Clara'nın yaşamını konu ediniyor. Meleklerin, özellikle de düşmüş meleklerin, çokça öne çıktığı bu günlerde iyi bir seçenek olabilir. Unearthly yurtdışında satışa çıktığı andan itibaren en çok okunanlar arasına girmeyi başardı.


I am Number Four - Pittacus Lore

I am number four'un film hakları çoktan satın alındı ve önümüzdeki aylarda vizyona girmesi bekleniyor. Kitabın içeriğine gelecek olursak; daha çok bilim-kurgu özelliği gösteriyor ve yabancı bir gezegenden dünyaya gelmiş gençlerin teker teker avlanmalarını ve bundan kurtulma çabalarını anlatıyor.


Ash - Malinda Lo

Yazarın Cindrella masalından yola çıkarak yazdığı Ash melek, vampir ya da kurtadamlardan sıkılanları perilerin dünyasına götürüyor. Ash isimli bir kız üvey annesinin elinde işkence görürken kendini masallardaki gibi bir dünyanın içinde buluyor.


White Cat - Holly Black

Curse Workers serisinin ilk kitabı White Cat'ta insanlara dokunduklarında zihinlerindeki her şeyi değiştirebilen insanlar ele alınıyor. Toplumdan dışlanmış bu insanlar arasında Cassel adlı bir genç tek yeteneksiz ve masum kişi gibi görünse de onun da sırları ve öğreneceği gerçekler var.



Şimdilik bu kadar. Devam edecek...

22 Ocak 2011 Cumartesi

Ne okuyorum, ne okuyacağım?

Çok çok yakın bir zamanda okuyup da incelemesini yapmayı düşündüğüm kitaplar şöyle sıralanıyor:

Okumaktayım: Azap (Düşüş #2) - Lauren Kate




Sıradakiler:

                                 Fısıltı (Hush Hush #1) - Becca Fitzpatrick                                 


Siyah (Çember #1) -Ted Dekker


26 Kasım 2010 Cuma

Kitap Yorumu: Ürperti - Maggie Stiefvater


Ve işte aylardır beklediğim kitabı da sonunda bitirdim. Etkisinden çıkmaya çalışır bir halde yazıyorum bu yorumu. Kitabımız kurtadamları konu alıyor. Ama bu bildiğimiz türden kurtadamlar değil. Yazar, miti değiştirmiş bence oldukça anlamlı ve güzel olmuş. Ürperti'nin kurtları soğuk havalarda kurt formuna geçiyorlar. Sıcak olduğunda ise yeniden insana dönüşüyorlar. Ama belirli bir zaman sonra ölene kadar öyle kalmak üzere kurda dönüşüyorlar. Hikaye Mercy Falls isimli bir kasabada, Grace adlı küçük bir kızın kurtlar tarafından ısırılmasıyla başlıyor. Grace bu olaydan sonra dönüşmesi gerekirken kurtadama dönüşmüyor. Bu da kitap boyunca aklımızda bir soru işareti olarak kalıyor. Grace, 8 yaşında ısırılmasından 17 yaşına kadar ormandaki kurtları sessizce izliyor. Özellikle de sarı gözlü olanı... Sarı gözlü kurdumuz -asıl adıyla Sam- Grace'i o faciadan kurtaran kişi. Ve o da kıza karşı platonik bir aşk besliyor. Yıllar boyunca birbirlerini izleyip duruyorlar, ta ki kasabadaki kurtlar bir oğlanı öldürüp tehlikeli ilan edilene kadar. Aslında oğlanın -Jack- ölmediğini siz de tahmin etmişsinizdir. Ama kasaba halkı öyle sanıyor ve kızgın kalabalık edasıyla kurtları avlamaya başlıyorlar. Sam, vurulup kendini zorla Grace'in evinin önüne atıyor.

Kızımız canından çok sevdiği kurdunu insan olarak görünce ilk olarak bir şaşırıyor tabii. Ama hemen onun gerçek olduğuna inanıyor ve Sam'in kalacak yeri olmadığı için onu kendi odasında saklıyor. Yani Grace Sam'in bir kurtadam olduğunu biliyor. Aslında kız çok fazla şey biliyor. Kurtları hissediyor ve temel özelliklerine de sahip. Sam ile Grace tüm zorluklara rağmen birlikte olmaya çalışıyorlar ve bunu uzun bir süre de başarıyorlar. Sam'in yeniden kurda dönüşmemesi için Grace onu sıcak tutmaya çok çaba harcıyor. Ve yeni kurt Jack yavaş yavaş kasabayı karıştırmaya başlıyor. Jack, kızkardeşi Isabel'e görünüp yaşadığını, dolayısıyla da doğaüstü bir şeyler döndüğünü belli ediyor. Bunun yanında Sam'in sürüsü de bir yandan gizli işler çeviriyor.
Kitapta klasik bir konu var diyebilirsiniz. Ama konuya ve yapılan aptalca reklamlara kanmayın derim. Maggie Stiefvater oldukça yetenekli bir yazar. Kitap kışın en soğuk zamanlarında geçtiğinden o soğuğu içinizde hissediyor, doğa betimlemelerine hayran kalıyorsunuz. Duyguları anlatma biçimi de cabası... Üstelik Sam'in yazdığı şarkılar ve okuduğu şiirler de harika. Sırf bunlar için bile farklı ve okumaya değer bir kitap. Maggie'nin yeteneği bu kadarla da sınırlı değil, kitabın tanıtım fragmanı da insanı etkiliyor. Fragmannı ve arka planda çalan müziğin ve de bu hayran kaldığım kapak tasarımının arkasında Maggie Stiefvater'ın imzası var.

Ürperti (Shiver) üç kitaptan oluşan bir seri. Serinin genel adı The Wolves of Mercy Falls yani Mercy Falls Kurtları. İkinci kitabın orijinal adı Linger ve Türkçeye ne zaman çevrileceği henüz belli değil. Üçüncü kitap Forever ise yurtdışında 2011 yazında çıkacak.

Buyurun bu da fragman:






Puan: 5


19 Kasım 2010 Cuma

Kitap Yorumu: Yeşil - Ted Dekker



Ted Dekker'ı bilen bilir. Türkçeye çevirilmiş iki gerilim kitabı vardı. Onları okumadım ama Çember Serisinin çıkacağını duyunca gözlerim şööyle bir açıldı. Fantastik, kıyamet, seçilmiş kişi falan filan. Tam benlik etiketler bunlar. Ted amcamı da bir okuyayım dedim. Kitap çıkar çıkmaz koştum kitapçıya aldım. Yanında iki kitap daha aldım. Bir gün boyunca hangisinden başlayacağımı düşündüm durdum. En sonunda "amaaann birinin ingilizcesini okudum, diğeri de seri, ikinci kitabı zor çıkar, en iyisi Yeşil'den başlayayım" dedim. Valla çok iyi de etmişim. Başlar başlamaz farklı bir dünyaya girdiğimi hissettim. Şimdi sizlere de birazcık anlatayım:

Öncelikle tanıtım yazısı;

Yüzüklerin Efendisi ve Narnia Günlükleri'nden Sonra Milyonları Peşinden Sürükleyen Yeni Bir Mitolojiye Hoş Geldiniz.
Başlangıcı Olan Her Şeyin Birde Sonu Vardır

ÇEMBER NEREDE BAŞLIYOR?
Çoğu serinin aksine, Çember Serisi tamamen döngüseldir; yani Kitap Sıfır olan Yeşil, hem seriyi okumamış olanlar için bir başlangıç, hem de Siyah, Kırmızı ve Beyaz'ı okuyup seriyi tamamlayanlar için bitiş niteliğindedir. Korkmayın, hikâye hem çember hem de sıfır gibi kesintisiz işler. Seçim size kalmış. İster Siyah'la ister Yeşil'le başlayın.
Maceranın derinliklerine dalın.
Ted DeKker

Sonunda… Çember yeniden doğdu.
Yeşil'e hoş geldiniz. Kitap Sıfır'a.
Yeşil kitap sıfırdır; çember için hem başlangıç hem de bitiş çizgisidir.
Çember, renklerin dünyasıdır ve bu renklerden Yeşil ise baş döndüren hazdır.
Yeşil, kıyamette yaşanan bir aşk ve ihanet hikâyesidir.

24 yaşındaki genç Thomas Hunter, bizim dünyamızda ve bizim yaşadığımız zamanda bir gün uyuyakalır ve gözlerini 2000 yıl ileride, kadim peygamberlerin önceden bildirdiği o korkunç kıyametin yakıp yıktığı başka bir dünyaya ait Kara Orman'da açar.

Savaş, ihanet, hastalık ve ölüm, yaşayan her canlıyı tehdit etmektedir ve buna engel olabilecek tek bir kişi vardır: Thomas Hunter.
Dünyanın dengesinin aniden şiddetle sarsılması ise an meselesidir.
Thomas zamanlar arası geçişi bulmalı ve iki dünyanın da kurtuluş anahtarının gizli olabileceği dünyamıza dönmelidir.

Daha önce duyduklarınıza hiç benzemeyen bir kıyamet öyküsüne buyurun. Bu kendi tarihimizle ilişkili, öylesine şaşırtıcı bir öykü ki başka bir dünyada olduğunuzu unutacaksınız.

Zaten tanıtım yazısında kitap sizi içine çekmeye başlıyor. Yeşil'in kitap sıfır olması da başka bir güzel ayrıntı. Bilmeyenler için söyleyeyim; Çember serisi üç kitaptan oluşuyor. Siyah, Kırmızı ve Beyaz. Yeşil ise Ted Dekker'ın da söylediği gibi ister seriye başlamadan ister bittikten sonra okuyabileceğiniz nitelikte bir kitap. Zaten kitabın sonunda bunu net olarak anlayacaksınız.
Çember serisinde kahramanımız Thomas Hunter geçmişle gelecek arasında yolculuk yapıyor. Yeşil'de geleceğe gidip görevini yerine getirdikten sonraki dönemi anlatıyor. Thomas yapması için seçildiği görevini yerine getirmiş, Çember denilen topluluğa huzur ve barış ortamını sağlamış. En büyük düşmanları Güruh'la artık savaşmıyorlar aksine tanrıları Elyon'un söylediğine inandıkları gibi Güruh'un şerefine şenlikler düzenliyorlar. Ve birgün Savaşçı Elyon'un geri döneceğine inanıyorlar. Yıllarca bekliyorlar ve bu arada hiçbir öldürücü faaliyette bulunmuyorlar. Ve bir gün yine bir şenlik esnasında Thomas'ın oğlu Samuel Elyon'un gelmesini bekleyemeyeceğini açıklıyor. Güruh, Çember'in üyelerini yok edebilirken neden Çember'in onları yok edemediğini sorguluyor. Ve bir grup insan da ona katıldıklarını açıkça belli ediyorlar. Samuel Güruh'la savaşmaları gerektiğini yineliyor. 
Küçük bir detay; gelecekte Thomas'ın bu zamana gelmeden önce bulduğu bir virüsün değiştirilmiş hali yayılmış. Güruh bu hastalığı taşıyor ve tanrıları Teelah'ın bir hediyesi olduğuna inanıyor. Çember ise hastalıktan kurtulmak için Elyon'un kızıl göllerinde boğuluyor. Bu deri hastalığından kurtuldakları için de onlara "albino" deniliyor.
Samuel ve yandaşları Çember'de büyük bir ayrılık yaşatıyor. Çember savaşmak isteyenler ve istemeyenler olarak ikiye bölünüyor ve Thomas buna bir çare bulmak zorunda olduğunu anlıyor. Samuel ve ona inanlara Elyon'un varlığını kanıtlamak için Güruh'a meydan okuyacağını söylüyor. Yanına Samuel ve iki kişi daha alarak Güruh'un lideri Qurong'la anlaştıkları yerde buluşuyorlar. Teelah'ın karanlık rahibi Ba'al Thomas'ın oğlunu kurban olarak istiyor. Buraları atlayalım okumak isteyenlere sürpriz olsun.
Bunun yanında şimdiki zamanda Billy isimli bir genç Thomas'ın kardeşi Kara ve arkadaşı Monique'yi buluyor. Onlardan Thomas'ın kanını istiyor. Ve onunla geleceğe gidebileceğine inanıyor. Monique'nin içinde karanlık duygular barındıran kızı Janae ve Billy çok geçmeden yakınlaşıyorlar. Ve aynı amaca hizmet ettiklerini anlıyorlar. Thomas'ın geleceğine gitmek için tüm güçleriyle mücadele ediyorlar.
Kitap her zamanki gibi iyilik ve kötülüğü karşı karşıya getiriyor. Işığın tanrısı Elyon ve karanlığın tanrısı Teelah... Ve Ted Dekker'ın yarattığı dünyaya hayran kalmamak elde değil. Mükemmel detaylar, tasvirler, şaşırtıcı olaylar kitabın kalitesini daha da artırıyor. Ve söylemeden geçmeyeyim Martı Yayınları'nı da tebrik etmek lazım; çünkü hem iç hem de dış tasarım olarak güzel bir iş çıkarmışlar. Ve çok geçmeden bizi Siyah'la da buluşturacaklar. 
İşin özü; eğer fantastik seviyorsanız ve kendinizi başka dünyalara atmak istiyorsanız Çember serisi harika bir seçim. Eğer ilk Yeşil'i okursanız aklınızda soru işaretleri kalacaktır, onların da diğer kitaplarla noktaya dönüşeceğine inanıyorum. 


Keyifli okumalar...


Puan:

1 Kasım 2010 Pazartesi

Son Yıllarda Okuduğum Kitaplar (Hatırladığım kadarıyla)

  1. Koku: Bir Katilin Öyküsü - Patrick Süskind
  2. Hayvan Çiftliği - George Orwell 
  3. Dönüşüm - Franz Kafka
  4. Simyacı - Paulo Coelho
  5. Veronika Ölmek İstiyor - Paulo Coelho
  6. Sonsuzluk için Yedi Gün - Marc Levy
  7. Kadınlar Okulu - André Gide
  8. Dar Kapı - André Gide
  9. Lord Arthur Saville'nin Suçu - Oscar Wilde
  10. Şu Çılgın Türkler - Turgut Özakman
  11. Başucumda Müzik - Kürşat Başar
  12. Romeo ve Juliet - William Shakespeare
  13. Hamlet - William Shakespeare
  14. Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner
  15. Gelibolu - Buket Uzuner
  16. Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim - Joanne Greenberg
  17. Da Vinci Şifresi - Dan Brown
  18. Bir Geyşanın Anıları - Arthur Golden
  19. Aşk ve Gurur - Jane Austen
  20. Hayvan Mezarlığı - Stephen King
  21. Zaman Yolcusunun Karısı - Audrey Niffenegger
  22. Dune - Frank Herbert
  23. Olasılıksız - Adam Fawer
  24. Empati - Adam Fawer
  25. Alacakaranlık - Stephenie Meyer
  26. Yeni Ay - Stephenie Meyer
  27. Tutulma - Stephenie Meyer
  28. Şafak Vakti - Stephenie Meyer
  29. Darth Vader: Yükselişi ve Düşüşü - Rayder Windham
  30. Ejderha Dövmeli Kız - Steig Larsson
  31. Ateşle Oynayan Kız - Steig Larsson
  32. Göçebe - Stephenie Meyer
  33. Kızıl Nehirler - Jean-Christophe Grange
  34. Büyücünün İlk Kuralı (Doğruluk Kılıcı #1) -Terry Goodkind
  35. Vampir Akademisi - Richelle Mead
  36. Buz Öpücük - Richelle Mead
  37. Gölge Öpücük - Richelle Mead
  38. Kan Sözü - Richelle Mead
  39. Açlık Oyunları - Suzanne Collins
  40. Ateşi Yakalamak - Suzanne Collins
  41. Alaycı Kuş - Suzanne Collins
  42. Düşüş - Lauren Kate
  43. Deniz Tanrıçası - P.C. Cast
  44. Majestelerinin Ejderhası -  Naomi Novik
  45. İşaret - P.C. Cast + Kristin Cast
  46. İhanet - P.C. Cast + Kristin Cast
  47. Seçilmiş - P.C. Cast + Kristin Cast
  48. Vahşi - P.C. Cast + Kristin Cast
  49. Düşler Krallığı - Judith McNaught
  50. İçinde Aşk Saklı - Judith McNaught
  51. Sen Gelmeden Önce - Judith McNaught
  52. Kusursuz - Judith McNaught
  53. Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin
  54. Atuan Mezarları - Ursula K. Le Guin
  55. Gündüz Ölüsü - Charlaine Harris
  56. Kemikler Şehri - Cassandra Clare
  57. Küller Şehri - Cassandra Clare
  58. Camlar Şehri - Cassandra Clare
  59. Ateşböceği Yolu - Kristin Hannah

22 Ekim 2010 Cuma

Young Adult yazarlarının aşağılık kompleksi

Yurtdışında ve ülkemizde de oldukça rağbet gören ve adına Young Adult denilen bir kitap türü var. Adından da anlaşılacağı gibi çoğunlukla gençlere hitap ediyor ve doğaüstü olayları konu alıyor. Bunun en güzel örneğine Twilight Serisi diyebiliriz. Ama benim değinmek istediğim konu başka... Yazarlardan bahsetmek istiyorum biraz. Bu türün yazarları benim gördüğüm kadarıyla hep kadınlardan oluşuyor. Ve bu sevgili kadın yazarlar süpernatürel olayların yanında aşkı da ele alırken söz konusu erkeği öyle bir yüceltiyorlar ki sanırsınız dünyanın en iyisi. Esas kızsa kendini aşağıladıkça aşağılıyor.

Hadi bir örnek verelim, The Mortal Instruments Türkçe adıyla Ölümcül Oyuncaklar güzel, hoş bir seridir. Tam bir paranormal aşk özelliği gösterir. Ama esas kızımız Clary, kendisi de oldukça güzel ve yetenekli olmasına rağmen esas oğlan Jace'i yere göğe sığdıramaz. Ondan bir ilahmış gibi bahseder. İlk başlarda kendisine bakabileceğine olanak bile vermez. Bu sadece bir seriden örnek. Ki pek çoğu da böyle. Düşünüyorum da, kadınların aşağılık kompleksi midir bu yoksa hep en mükemmel erkeğe ulaşma isteği midir? Bence ikisi de var işin içinde. Buradan canım, gülüm yazarlarıma sesleniyorum: Tamam iyi yazıyorsunuz, hoş yazıyorsunuz da bırakın artık bu tavırları kuzum. Esas kızın süper yetenekli çıkacağını artık daha kitabın başında anlayabiliyoruz. Yapmayın etmeyin Allah aşkına.

Güçlü dişi karakter yaratan yazarlara sevgiler saygılar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...